BREAKING NEWS
Yaşam

728x90

header-ad

468x60

header-ad
tevazu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tevazu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kendini tanımak için

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Feyz aşağıya akar, yukarıda olan mahrum kalır.

Kibir on kısımdır. Dokuz kısmı, kendisini âlim zannedenlerde olur. İnsan bu duruma düşeceğine, garip bir köylü olsa daha iyidir. Hiç olmazsa kibirden kurtulur. Ahkâm kesmeye başlayınca zerre kadar kibir gelse, o zaman kalbi hasta, imanı da tehlikede demektir. Bu tehlikeden kurtulmak için, kurtulanlarla beraber olmak gerekir. Ehl-i sünnet âlimlerinin, evliya zatların kitaplarını, hayatlarını okumak, onlarla irtibat kurmak gerekir.

İnsanın, kendisinin ne halde olduğunu görmesi için, arada bir aynaya bakması gerekir; çünkü insanlar birbirine bakar. Tabii göz kendini görmediği için, hep karşısındakine bakar. Hâlbuki kendine de bakması gerekir. İnsan, büyük zatların hayatını okursa, kendisinin ne halde olduğunu anlar. Onların nasıl yaşadıklarını, nasıl tevazu ehli olduklarını, nasıl gözyaşı döktüklerini görür. Onlar, o büyük hallerine rağmen, hiçbir işe yaramadıklarını açıklamışlar, (İslam âlimleri, öyle büyük zatlardı ki, onların yanında bizim ismimiz geçmez. Hazır olsak hesaba katılmayız, orada değilsek aranmayız. Biz bir hiçiz) buyurmuşlardır.

Şöhret afettir. Eğer bir kimse dünya menfaati elde etmek için şöhrete kavuşmuşsa, bu, onun için felakettir. Ancak, dünya menfaati olmadan, Allahü teâlâ onu meşhur etmişse, Allah onu bu felaketten korur.

Sabreden zafere kavuşur, rahat eder. Sabretmek, ferahlamanın anahtarıdır.

Dinimizin iki ayağı, iki kolu ve iki gözü var, bunlar sabır ve şükürdür.

Yaşlı bir adam, çok cimri olup, ömrü fakirlik içinde geçer ve evladına bir vasiyette bulunur: (Sana iki çuval altın bırakıyorum. Bunun birisini kendin al, diğerini de bulacağın en ahmak kimseye ver!)

Evladı çok şaşırır bu işe; ama vasiyet bu, yüklenir çuvalı. Kime sen ahmak mısın diye sorsa kabul etmez, tartaklanır, hakarete uğrar. Tabii, ahmak olana bir çuval altını vereceğim dese kabul ederler; ama öyle de demez.

Derken bir ağacın altında otururken, bir adamın asıldığını görür. Sorar, kim bu asılan diye. Sadrazamdı derler, üzülür. Bir de cümbüş duyar, bir kalabalık sevinçle geliyor. Yine sorar, bu gelen kimdir diye, yeni sadrazam derler. Tamam, buldum der. Geçer sadrazamın önüne, al sana bir çuval altın, bunu sana babam yolladı der. Sadrazam şaşırır. Neden deyince, olanları anlatıp, (Şurada asılı olan kimse, senin yaptığın işi daha önce yapan adammış. Belki bir sonraki ağaca da seni asacaklar. Aynı işe talip olmak, büyük ahmaklık olmaz mı) der.

Kibrin zararı

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Allahü teâlâ ilim, kudret gibi bütün sıfatlarından kullarına çok az da olsa ihsan buyurmuştur; fakat yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç sıfattan hiçbir mahlûkuna vermemiştir. Bu üç sıfatı, kibriya, gani olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Gani olmak, başkalarına muhtaç olmamak, her şeyin Ona muhtaç olması demektir. Allah yaratıcıdır, insansa ihtiyaç sahibidir, yaratıktır, fânidir. Bunun için kibirlenmek, Allahü teâlânın sıfatına, hakkına saldırmak olur. Kula, kibirlenmek yakışmaz.

Kibir kötü huydur, haramdır. Allahü teâlâyı unutmanın alametidir. Çok kimse, bu kötü hastalığa yakalanmıştır. Kibirli olan, salih insan olamaz. Ben kibirli değilim diyen, kibirlidir.

Nice sarhoşlar vardır ki, yaptığından pişmanlık duyar tevbe eder, imanla gider. Nice dervişler, müritler vardır ki, kibirlidir, günahları için tevbe etmez, imansız giderler.

Kendini beğenmekten sakınmalı. Kibir kalbin afetidir. Kişinin kalbinde ne kadar kibir varsa, aklında o kadar noksanlık vardır. Kibir insanı küfre kadar sürükleyebilir, her iyiliğe engeldir.

Kâfirlerin iman etmemesinin iki sebebi vardır, kibir ve inat.

Onları yalnızca ben bilirim

Her geceyi Kadir, herkesi Hızır bilmeli, kimin ne olduğu belli olmaz.

Bir gün Hızır aleyhisselâm, (Biraz vaaz dinleyeyim) diye bir camiye gider. Bir yaşlının yanına oturur. Bakar ki yaşlı uyuyor, dürter onu, (Amca, abdestin bozulabilir, uyuma!) der. Yaşlı zat gözlerini açar, (Sana ne!) deyip tekrar uyumaya başlar. Birkaç dakika sonra Hızır aleyhisselam yine dürter, (Amca abdestin bozulacak, az sonra namaz kılınacak) der. Yaşlı zat gözlerini açıp, (Beni niye rahatsız ediyorsun öyle? Kalkıp millete derim ki, bu Hızır aleyhisselamdır. Saçından birer kıl koparın, cennete gidin derim, saçın sakalın kalmaz, benimle uğraşma) der.

Bunun üzerine, (Sen nerden biliyorsun benim Hızır olduğumu?) diye sorunca, yaşlı zât (Sen kendi işine bak) der. Bu defa Hızır aleyhisselam hemen cebinde bulunan defteri çıkartır bakar, evliya zatlar listesinde bu zâtın ismini göremez. Ellerini açar ve Allahü teâlâya, (Yâ Rabbi, bunun evliya listesinde ismi yok; ama beni tanıyor, biliyor. Bu kulun kim, bunu ben bilmiyorum?) der. Allahü teâlâ bunun üzerine Hızır aleyhisselama, (Sen bana âşık olanları bilirsin. Bir de benim âşık olduklarım var. Onları yalnızca ben bilirim. Sen benim âşık olduklarımı nerden bileceksin? Onlar gizlidir. O da bunlardan bir tanesidir) buyurur.

Bana bir tokat vurana bir ceviz, iki tokat vurana iki ceviz

 
Bâyezîd-i Bistâmî’ye "kuddise sirruh" bir gün bir kimse gelip; Efendim! Ben otuz senedir, gündüzleri oruç tutup, geceleri namâz kılıyorum. Ama, kendimde hiç bir ilerleme göremiyorum. Hâlbuki itikâdım da düzgündür, dedi. Sultân-ül-Ârifîn; Sen bu hâlde üç yüz sene dahâ devâm etsen bir şeye kavuşamazsın. Çünkü nefs engelin var, buyurdu. O kimse; Efendim! Bunun bir çâresi yok mu, diye sordu. Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri: Var ama sen kabûl etmezsin, buyurdu. O kimse ısrâr edip; Aman efendim, lütfen bildiriniz ve beni talebeliğe kabûl ediniz. Ne emir ederseniz yaparım, dedi. Sultân-ül-Ârifîn buyurdu ki: Öyle ise şimdi evine git. Bu kıymetli elbiseleri çıkarıp, âdî ve eski bir elbise giy. Boynuna bir torba asıp içine ceviz doldur. Seni en iyi tanıyanların bulundukları sokağa git. Çocukları başına topla, (Bana bir tokat vurana bir ceviz, iki tokat vurana iki ceviz veriyorum) diye söyle. O kimse bunları duyunca; Sübhânallah, Lâ ilâhe illallah. Ben bunları yapamayacağım. Bana başka bir şey emir etseniz.” dedi. Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri; Senin ilâcın ancak budur ve biz de başdan; Sen bunları kabûl etmezsin, diye söylemiştik. Yolumuzun esâsı nefsi terbiye etmektir, buyurdu.
 
Bâyezîd-i Bistâmî "kuddise sirruh" hazretleri bir gün yolda giderken, yanından geçen bir köpeği gördü. Köpeğe değip necâset bulaşmasın diye eteklerini topladı. O anda köpek dile gelip, şöyle dedi: Benden sana bulaşacak kir, üç defa yıkamakla temiz olur. Ama senin nefsindeki kibir kiri yedi deryâda yıkansa temiz olmaz. Bunun üzerine Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri, köpeğe; Senin dışın pis, benim ise içim. Gel berâber olalım da belki birbirimize fâidemiz olur, dedi. Köpek de; Sen benimle yoldaş ve arkadaş olamazsın. Zîrâ halk beni horlar, sana tazim eder. Beni gören taşlar, seni gören ise iltifâta başlar ve Ârifler sultânına selâm olsun! der. Benim yarına yiyecek bir kemiğim bile yok, ama senin bir ambar buğdayın var, cevabını verdi. Bâyezîd-i Bistâmî "kuddise sirruh" bu cevaptan kederlendi, bir köpeğin yol arkadaşı olmaya bile lâyık değilim, diye, üzüldü.
 
Bir gün bazı kimseler, Bâyezîdin "kuddise sirruh" huzûruna gelip, yağmur yağması için duâ etmesini talep etmişlerdi. Bâyezîd hazretleri mübârek başını eğip, bir miktâr duâ ettikten sonra; Gidiniz, damlarınızın oluklarını kontrol ediniz, buyurdu. Ondan sonra bir gün boyunca durmadan yağmur yağdı.
 
Bulunduğunuz bu derecelere nasıl kavuştunuz diye Bâyezîde sordular. Cevabında, her yerde Allahü teâlâ’nın gördüğünü ve bildiğini düşünüp, edebe riâyet etmekle kavuştum, buyurdu.
 
Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri bir defasında bir imâmın arkasında namâz kıldı. Namâzdan sonra, o imâm, Hazret-i Bâyezîde; “Siz bir yerde çalışıp para kazanmıyorsunuz. Başkalarından da bir şey istemiyorsunuz. O hâlde siz, nafakanızı nereden te’mîn ediyorsunuz?” dedi. Hazret-i Bâyezîd bunu duyunca; “Ben hemen namâzımı iâde edeyim. Zîrâ rızkları kimin verdiğini bilmeyen birinin arkasında namâz kılmışım, bu ise câiz değildir,” buyurdu.
 
Bâyezîd-i Bistâmî bir gün, talebeleri ile birlikte, gâyet dar bir sokaktan geçiyorlardı. Hazret-i Bâyezîd, karşıdan bir köpeğin gelmekte olduğunu gördü ve geri çekilip köpeğe yol verdi. Talebelerinden birinin hâtırına şöyle geldi: İnsanoğlu hayvanlardan şereflidir. Hem bizim üstâdımız, Sultân-ül-Ârifîn’dir. Hem de etrâfındakiler onun, her biri çok kıymetli sâdık talebeleridir. Bütün bunlara rağmen, üstâdımız bu köpeğe yol vermesinin hikmeti acabâ nedir? Bunun üzerine Hazret-i Bâyezîd buyurdu ki: Şu köpek, hâl lisânı ile bana dedi ki; Sana Sultân-ül Ârifîn olmak hil’atini ve bana da köpeklik postunu giydirdiler. Bunun tersi de olabilirdi. Bunun üzerine ben ona yol verdim.