BREAKING NEWS
Yaşam

728x90

header-ad

468x60

header-ad
kabir ziyareti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kabir ziyareti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Maliki’de abdestin bozulması

Sual: Maliki'de karşı cinse şehvetle dokununca abdest bozulur deniyor. Şehvetsiz dokunur da şehvet hâsıl olursa, yine abdest bozulmuş mu olur? Bir taraf şehvetlense, öteki taraf şehvetlenmese, ikisinin de mi abdesti bozulur?
CEVAP
Lezzet kastıyla dokunur da, lezzet hâsıl olmasa, yine abdesti bozulur. Lezzet kastetmeden dokunur da, lezzet hâsıl olursa yine abdest bozulmuş olur.


Karşı tarafın niyetini ve durumunu bilemeyiz. Bizi, bizim abdestimiz ilgilendirir. Şehvetle tutmuşsak veya şehvetsiz tutup da şehvetlenmişsek abdestimiz bozulur.

Yalnız Senden yardım isteriz

Sual: Fatiha suresinde Yalnız Senden yardım isteriz dendiği için, Peygamber kabrine veya bir yatıra gidip Onu vasıta ederek dua etmek şirk olmaz mı?
CEVAP
Duaların kabul olması için bazı şartlar vardır. Herkeste bu şartlar bulunmadığı için duaların kabul olmadığı görülüyor. Onun için, ulemanın ve evliyanın dua etmesi için onlara yalvarmak, onları vasıta kılmak gerekir. Evliyanın diri veya ölü olması arasında fark yoktur. Zira (Büyük bir âlim vefat edince, feyz vermesi kesilmez, hatta artar) buyuruldu. (İrşad-üt-talibin)

Allahü teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir. Onların hatırı için istenileni yaratır. Diriler, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olduğu gibi, ruhları da diri olduğu için, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olur. Hazret-i Âdem, Muhammed aleyhisselamın hürmeti için dua etti, duası kabul oldu. Allahü teâlâ da, 
(Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile, her ne isteseydin kabul ederdim, O olmasaydı, seni yaratmazdım) buyurdu. (Hakim, Beyheki)

Ölü-diri her velinin ruhundan yardım istenir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, "Ey Allah’ın kulları, bana yardım edin" desin! Çünkü Allahü teâlânın sizin göremediğiniz kulları vardır.) [Taberani]

(Halil-ür-rahman 
[Hazret-i İbrahim] gibi 40 kişi her zaman bulunur. Onların sebebiyle yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların bereketiyle gökten yağmur yağar. Onların yerine yeni birisi gelmedikçe, ölen olmaz.) [Taberani]

Diri de bir şey yapamaz
Fatiha
daki (Yalnız senden yardım isteriz) âyet-i kerimesi, ölünün de, dirinin de bir şey yapmasına tesir eden kudretin, yalnız Allahü teâlâdan olduğuna inanmaya mani değildir. Mesela acıkan, hiçbir sebebe yapışmadan (Ya Rabbi beni doyur) demesi, bu âyete uygun değildir. Çünkü Cenab-ı Hak, doyurmak için yemek yemeyi sebep kılmıştır. Yemek yiyip doyan da, doymayı Allah’tan bilmesi gerekir. Rabbimiz, yemek yemeden de doyurur. Fakat yemek yenmesini sebep kılmıştır. Yalnız senden yardım isteriz diyen kimse, fırıncıya gidip (Bana ekmek ver) diye ondan yardım istemesi Allah’tan gayrisinden yardım istemek sayılmaz. Allahü teâlânın emrettiği sebeplere yapışmak demektir. Ölü veya diri evliyadan yardım istemek de, sebeplere yapışmaktır.

Abdülaziz-i Dehlevi 
hazretleri Fatihanın tefsirinde buyuruyor ki:
Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, haramdır. Eğer yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebep ile yarattığı, onun da bir sebep olduğu düşünülürse, caiz olur. Enbiya ve Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemiştir. Bu düşünce ile birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur.

Çok tecrübe ettim, Musa Kazım’ın kabri, duamın kabul olması için ilaç gibidir. 
(İ. Şafii)

Büyük bir zat, "Diri iken tasarruf [yardım] yaptığı gibi, öldükten sonra da yapan evliyadan 
Maruf-i Kerhi ile Abdülkadir-i Geylani’yi gördüm" buyurmuştur. (Mişkat)

Keşf ehli evliyanın çoğu, ruhlardan feyz alarak olgunlaştığını bildirmişler, bunlara 
Üveysi demişlerdir. (Eşiat-üllemeat)

Evliya vesiledir
Mevlana Abdülhakim-i Siyalkuti hazretleri buyuruyor ki:
(Dua eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. (Ya Rabbi, bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver) demektedir. Yahut evliyadan bir zata, (Ey Allah’ın velisi, bana şefaat et, bana vasıta ol, benim için dua et) demektedir. Dileği veren, yalnız Allahü teâlâdır. Veli, yalnız vesiledir, sebeptir. O da fânidir, tasarrufu, gücü yoktur. Böyle inanmak şirk olsaydı, Allah’tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Diriden de dua istemek, bir şey istemek, yasak edilmedi. Bir cahil, dileğini Allah’ın kudretinden beklemeyip (Veli yaratır) derse, bu düşünce ile ondan isterse, bu elbette yanlıştır. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine dil uzatılamaz.)
[Zad-üllebib]

Ebul Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, (Sıkıştığınız zaman benden yardım isteyin) buyurur. Eşkıya talebeleri yakalar. Allahü teâlâya dua ederlerse de, kurtulamazlar. Bir talebe (Ya Ebel Hasan imdat) der. O talebeyi eşkıya göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, (Biz Allah’tan yardım istedik, kurtulamadık. Fakat şu arkadaş, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?) derler. O da (Allahü teâlâ günahkârların duasını kabul etmez. Bu talebe, benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, (Ya Rabbi imdat diyen talebemi kurtar) dile dua ettim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua ettim. Kurtaran Rabbimizdi) diye cevap verir. 
(T. Evliya)

Ruhların kerametleri
Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
(İnsan ölürken ruhunun ölmediğini, şuur sahibi olduğunu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıklarını âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Evliyanın ruhları, diri iken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededir. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diri iken de, ölü iken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlânın, diriler vasıtası ile çok şey yaratıp verdiğini, herkes, her zaman görmektedir. İnsan diri iken de, ölü iken de bir şey yaratamaz. Ancak Onun yaratmasına vasıta olmaktadır.)
[Mişkat]

Resulullahı ve evliyayı vesile ederek dua etmek caizdir. 
(Hülasat-ül-kelam)

Ben ölünce, beni düşünün, imdadınıza yetişirim. 
(Mevlana C. Rumi)

Ruhaniyetime teveccüh edin veya Mazhar-ı Cananın kabrine gidin! Ondan hasıl olan fayda, bin dirinin faydasından daha çoktur.
(Mektubat-ı Dehlevi)

Evliya, Peygamberler yaratıcı değildir. Allahü teâlâ istenilen şeyi onların hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir, sebeptir. Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan yarattığı halde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kılmıştır. Mesela Hazret-i Âdem’i ana-babasız yaratmış, fakat çamuru vesile kılmıştır. Bütün çocukları yaratan da Allahü teâlâdır. Fakat çocukların yaratılması için, ana-babayı vesile, vasıta kılmıştır. Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi, bütün insanları da ana-babasız yaratabilirdi. Fakat ana-babayı sebep vasıta kılmıştır. Onun âdeti böyledir. Onun için Kur'an-ı kerimde 
(Allah’a yaklaşmak için vesile arayın)buyuruldu. (Maide 35)

Her şeyi yaratan Allah’tır. "Sebeplere yapışın" buyurduğu için bir sebebe yapışılır. Hazret-i İbni Kemalpaşazade’nin 
Hadis-i erbain’deki(Bir işinizde, sıkışıp bunalınca, kabirdekilerden yardım isteyin)ve Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifleri de, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir. (M.Nasihat)

Sebeplere yapışmak şirk değildir
Sual:
 Allah’tan başka bir şeyin bir iş yaptığını söyleyen, müşrik olur. Mesela (Aspirin ağrıyı kesti) veya (Resulullahın hürmetine,Abdülkadir Geylani’nin hürmetine Allah duamı kabul etti) diyen müşrik olur. Çünkü Fatiha suresinde (Biz yalnız senden yardım dileriz) deniyor. Bunun için ilaçtan, aspirinden, Peygamberden veya evliyadan yardım isteyen müşrik olmuyor mu?
CEVAP
Enbiya ve Evliyadan şefaat istemek, yardım istemek, Allahü teâlâyı bırakmak, Onun yaratıcı olduğunu unutmak demek değildir. Bulut vasıtası ile Allahü teâlâdan yağmur beklemek, ilaç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, top, bomba, füze kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek, hep Allahü teâlâdan istemek olur. Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere yapışmak, şirk değildir. Peygamberler hep sebeplere yapıştılar.

Allahü teâlânın yarattığı suyu içmek için çeşmeye, Onun yarattığı ekmeği yemek için fırıncıya gidildiği ve Allahü teâlânın zafer vermesi için, savaş vasıtaları ve talim terbiye yapıldığı gibi, Allahü teâlânın duayı kabul etmesi için de, Peygamberin, Evliyanın ruhlarına gönül bağlanır. Allahü teâlânın elektro magnetik dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allahü teâlâyı bırakıp bir kutuya başvurmak değildir. Çünkü, radyo kutusundaki aletlere o özellikleri, o kuvvetleri veren Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, her şeyde, kendi kudretini gizlemiştir.

Müşrik, puta tapar, Allahü teâlâyı düşünmez. Müslüman, sebepleri, vasıtaları kullanırken, sebeplere, mahluklara, tesir, hassa veren Allahü teâlâyı düşünür. İstediğini Allahü teâlâdan bekler. Geleni Allahü teâlâdan bilir. Müminler her namazda Fatiha suresini okurken, (Ya Rabbi, dünyadaki arzularıma, ihtiyaçlarıma kavuşmak için maddi, fenni sebeplere yapışıyor ve bana yardım etmeleri için, sevdiğin kullarına yalvarıyorum. Bunları yaparken ve her zaman, dilekleri verenin, yaratanın yalnız Sen olduğuna inanıyorum. Yalnız Senden bekliyorum) anlamında söylüyorlar. Her gün böyle söyleyen müminlere nasıl müşrik denir ki?

Enbiya ve evliyanın ruhlarından yardım istemek, Allahü teâlânın yarattığı bu sebeplere yapışmaktır. Bunların müşrik olmadıklarını, halis mümin olduklarını (Fatiha) suresinin bu âyeti açıkça haber vermektedir. Mezhepsizler maddi, fenni sebeplere yapışıyor, nefislerinin isteklerine kavuşmak için, her vesileye, her çareye başvuruyorlar da, Enbiya ve Evliyayı vesileye şirk diyorlar. 
(S. Ebediyye)

Müslümanlara müşrik damgası basmak ne kadar çirkindir.

Dirilten ve öldüren yalnız Allahü teâlâdır
Sual:
 Bazıları, "İlaç hastalığıma iyi geldi demek veya türbeye gitmek, Fatiha suresinin, (Yalnız senden yardım bekleriz) âyetine zıt olduğu için şirktir" diyorlar. Öldürüp dirilten yalnız Allah olduğu için, "Terörist falancayı öldürdü" demek de şirkmiş. Yanlış değil mi?
CEVAP
Böyle konuşanlar, Ehl-i sünnet olmayan sapıklardır. Elbette öldüren ve dirilten yalnız Allahü teâlâdır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]

(Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor.) [Zümer 42]

Hazret-i Azrail’in can alması da mecazidir. (Azrail öldürdü, Azrail can aldı) demek de mecazidir. Esas öldüren Allahü teâlâdır. Hastaya şifa veren de Allahü teâlâdır. Çünkü Kur'an-ı kerimde, 
(Hasta olduğum zaman ancak O bana şifa verir) buyuruluyor. (Şuara 80)

Cenab-ı Hak her şeyi sebep ile yaratıyor. İlaçsız da şifa vermeye gücü yettiği halde, ilacı sebep kılıyor. Her şeyi yaratanın, şifa verenin Allahü teâlâ olduğunu bilen bir müslümanın, (Aspirin başımın ağrısını giderdi) demesi şirk olmaz. Öldüren yalnız Allahü teâlâ olduğu halde, (Falanca falancayı öldürdü) veya (Azrail babamın canını aldı) demek günah değildir.

Aynı mecazlar Kur'an-ı kerimde de vardır. Mesela, 
(Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor) buyuruluyor. (Secde 11)

Bu bakımdan, (Şu ilaç hastalığına iyi gelir) veya (Doktor, hastayı iyileştirdi) demek şirk olmaz. Çünkü Kur'an-ı kerimde Hazret-i İsa’nın,
(A’manın gözünü açarım, Baras hastalığını iyi ederim ve Allah’ın izni ile ölüleri diriltirim) dediği bildiriliyor. (A.İmran 49)

Aynı sapıklar, âyet-i kerimelerdeki mecazi manaları anlamadıkları için -hâşâ- Allahü teâlânın gökte olduğunu, Onun eli olduğunu söylüyorlar. Halbuki Türkçede de âyet-i kerimelerde bildirilen mecazların benzerleri çoktur. (İstanbul, valinin elindedir) denince, İstanbul’un valinin emri altında olduğu anlaşılır. Yoksa İstanbul, valinin elinin içinde demek değildir. Mülk suresinde, 
(Mülk, Allah’ın elindedir) buyuruluyor. Buradaki eli de, insan eli gibi düşünmek çok yanlıştır. Her türlü tasarrufun, hükümranlığın ancak Allahü teâlânın kudreti altında olduğu anlaşılır. Böyle âyet-i kerime ve hadis-i şerifler çoktur. Bunları İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde anlamak gerekir. (Rahman, Arşı istiva etti) mealindeki âyet-i kerimeyi de, (Allah Arşta oturuyor) şeklinde anlamak küfür olur. Onun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumak gerekir. (El-Münkız)

Biri, bir bardak su istese, bu, 
(Yalnız senden yardım dileriz) âyet-i kerimesine aykırı olur mu? Hangi hususta başkasından yardım istemeyeceğiz?

Bir doktora muayene olsak, ilaç verse, güvensek, 
(Yalnız Allah’a güvenin) âyetine aykırı olur mu? Topkapı’dan Sirkeci’ye giden tramvaya binsek, "Bu tramvay Sirkeci’ye gider" desek, Allah’tan başkasına mı güvenmiş olacağız? Peygamber efendimizin ve âlimlerin sözlerine güvensek, Allah’tan gayrisine mi güvenmiş oluruz? Demek ki bunların izahı gerekir. Birkaç âyet-i kerime meali:
(Yalnız benden korkun!) [Bekara]

(Eğer iman etmişseniz, onlardan değil benden korkun!) [A.İmran 175]

(İnsanlardan korkmayın, benden korkun!) [Maide 44]

Hırsızdan, hainlerden ve yılandan korksak bu âyete aykırı olur mu? Atalarımız, (Allah’tan korkmayandan korkmak gerekir) demişlerdir. Demek ki açıklamaya ihtiyaç vardır.

Kur'an-ı kerimde 
(Namaz kılın, zekat verin) buyuruluyor. (Hac 78, Nur 56)
Namazın nasıl, kaç rekat kılınacağı, zekatın nasıl, hangi mallardan verileceği açık değildir. Bütün bunlar, hadis-i şeriflerle ve âlimlerin açıklaması ile anlaşılmıştır.

(Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.) 
[Araf 155, İbrahim 4]
Bu âyetleri okuyan bir dinsiz, (Doğru yola getiren ve sapıttıran Allah olduğuna göre, beni de dinsiz yapan Odur. Benim bunda ne suçum var?) diyebilir. Bu bakımdan hadis-i şeriflere ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç vardır. Nitekim, âyetlerden anladığına uyup, "Hayır-şer Allah’tan olduğuna göre, bize günah işleten de Allah’tır. Biz günahlardan mesul değiliz" diyenler çıkmıştır. İşte bu tehlikeyi önlemek için Peygamber efendimiz, gerekli açıklamalarda bulunmuş, âlimler de bunları açıklamış, artık, bahane kalmamıştır.
(Kur'anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

(Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43]

(Bilmiyorsanız âlimlere sorun.) [Nahl 43]

Bu âyet-i kerimeler, Kur'an-ı kerimi anlamak için Peygamber efendimizin ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç olduğunu bildirmektedir. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]

Dua ederken
Sual:
 Fatiha suresini tek başına sure veya dua olarak okuyorum.Sana ibadet ederiz, senden yardım dileriz, bizi doğru yola iletşeklinde çoğul dua edilmiş oluyor. Niçin "Beni doğru yola ilet!" denmiyor da, bizi deniyor?
CEVAP
Dua umumi olursa, kabul olma ümidi daha fazladır. Bunun için ben yerine biz demek gerekir. Bizleri denince, bütün müslümanları içine alır. Ayrıca müslümanların içinde birinin duası kabul olunca, diğerlerininki de onun hürmetine kabul olur. (İ.Razi)

Bu bakımdan dua ederken, "Bizi" denmeli ve duaya salevat-ı şerife ile başlayıp yine salevat-ı şerife ile bitirmek sünnettir. Allahü teâlâ, salevat-ı şerifeyi kabul eder. Duanın başı ve sonu kabul olunca ortasının kabul olmaması düşünülmez. Peygamber efendimiz, 
(Allahü teâlâya günah işlenmeyen dil ile dua edin) buyurunca, Eshab-ı kiram, böyle bir dili nasıl bulacaklarını sual ettiler. Resul-i Ekrem efendimiz, (Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir) buyurdu. Hele dua, mümin kardeşimizin gıyabında yapılırsa, duanın kabul olma ihtimali daha fazlalaşır.

Evliyayı ziyaret
Sual:
 Mezhepsiz bir yazar, Zümer suresinin 3. âyetini tefsirinde, "Tevhid ve ihlas sahibi bir kimse, Allah’tan başkasından bir şey istemez. Hiçbir mahluka itimat etmez. Bugün müslümanlar evliyaya ibadet ediyor, İslamiyet’ten öncekilerin putlara tapındıkları gibi, şimdikiler de evliyadan şefaat istiyorlar. Halbuki Allah’ın bildirdiği tevhidde Allah ile kul arasında vasıta ve şefaat etmek yoktur" diyor.
Ehl-i sünnet âlimleri tevessülün caiz olduğunu bildirmiyorlar mı?
CEVAP
Ölmüş evliyadan yardım istemenin caiz ve gerektiğini, defalarca vesikaları ile bildirdik. Bahsettiğiniz yazar, Ehl-i sünnet olmadığı için, kendi görüşünü din gibi bildiriyor.

Allahü teâlâya mahsus olan sıfatlara Üluhiyyet sıfatları denir. Taş, ağaç, güneş, yıldız, inek, insan, heykel, resim gibi bir mahlukta üluhiyyet bulunduğuna inanmak, bunlara yalvarmak, ibadet etmek olur ki, böyle inanmaya şirk denir. Şirke girene müşrik denir. Müşrikin ibadet ettiği bu şeylere şerik, mabud, put denir. Şimdiki Hıristiyanların çoğu, Budistler, Brehmenler ve Mecusiler müşriktir.

Müslüman, hiçbir evliyada üluhiyyet sıfatı bulunduğuna inanmaz. Enbiyanın ve evliyanın, Allah’ın sevgili birer kulları olduklarını bilirler. Ziyaret edenleri, dua isteyenleri, Allahü teâlânın kendisine haber verdiğine inanırlar. Dua etmeleri için bunlara yalvarırlar. Kur'an-ı kerimde, 
(Allahü teâlâya yaklaşmak için vesile arayınız)buyuruluyor. Peygamber efendimiz de, (Bir işinizde şaşırırsanız, ölmüşlerden yardım isteyiniz) buyuruyor. Bu hadis-i şerif, Cinlere de fetva vermekle meşhur olan Müfti-yüs-sekaleyn ve Şeyh-ül İslam ibni Kemalpaşazade hazretlerinin Hadis-i erbain kitabında vardır.

Ölülerin işitmediğini zannedenler Ehl-i sünnet değildir.
Ölünün de, dirinin de yardımı ancak Allahü teâlânın izni ile olur.


Adak adamak ve mum dikmek

Sual: Türbelerde hayvan kesmeyi adamak ve orada mum dikmek hurafe midir?
CEVAP
Bunlar yeni çıkmış değildir. Fıkıh kitaplarımızda hepsi geniş olarak açıklanmıştır:
Bir adağı Allahü teâlâ için adamalı ve türbelerdeki fakirlere vermelidir. (Ya Rabbi! Hastamı iyi edersen, falan Velinin türbesi yanındaki fakirlere şu parayı senin için adak ettim. Sadaka sevabını da bu Velinin ruhuna bağışladım) demelidir. 
(Redd-ül-muhtar)

İmam-ı Sübki buyuruyor ki: (Resulullah ile tevessül etmek yani ondan şefaat istemek, güzel bir şeydir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkâr etti. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Resulullah hakkı için diyerek veya Resulullahın varisi olan Evliya hürmetine Allahü teâlâdan bir şey istemenin caiz olduğunu, Maruf-i Kerhi de bildirmektedir. Herhangi bir müctehidin caiz olur dediği bir şeyi yapana mani olmamalıdır. Bunun için, kabir ziyaret edenlere, Evliyanın mezarlarıyla teberrük edenlere, hastasının iyi olması için veya kaybolan şeyi bulmak için bunlara nezir yapanlara mani olmamalıdır. Adak yaparken, Evliyaya adak demek mecaz olup, türbeye hizmet edenlere adak demektir. Geçmiş Evliyaya dil uzatmak, öldükten sonra da keramet gösterdiklerine inanmamak, ölünce velilikleri biter sanmak ve onların kabirleriyle bereketlenenlere mani olmak haramdır. (Hadika)

Ölmüş bir Veli için nezir eder ve adak ettiği malın ölünün olmasını niyet ederse, bu nezir sahih olmaz. Ölünün olmasını niyet etmezse, nezri sahih olur. Evliya için adak yapan hiç kimse, adak olunan malın ölüye verileceğini düşünmez. Ölünün bir şey almayacağını, bir şey kullanmayacağını, bu malların fakirlere veya türbede hizmet edenlere verileceğini bilmeyen yoktur. (Tuhfe)

Hayvan kesmeyi, Allahü teâlâ için, şartsız olarak adamalıdır. Etleri fakirlere dağıtıp, bunların sevabını bir Veliye, büyük zata hediye etmek caiz olur. Sonra, bu nezrin ve sadakanın ve bu Velinin hürmetine muradın hâsıl olması için dua edilmelidir. Yahut, (Filanca işim olursa, Allah için, mesela Eyyüb’de bir koyun kesip, etlerini Eyyüb Sultan hazretlerinin komşusu olan fakirlere dağıtıp, sevabını Onun ruhuna hediye edeceğim) diye adamalıdır. Böyle şartlı adak hayvanı, murat hâsıl olmadan önce kesilemez. Hayvanı mezarın yanında kesmemelidir. Türbelere bez, iplik bağlamak, mezarlara mum yakmak da, dinimizde yoktur. Bunları Hıristiyanlar yapar. Mezara mum yakılmaz. Türbeye hizmet eden, orada ibadet eden fakirlere mum götürülürse, sadaka sevabı olur. Bu sevab ölüye bağışlanır. Ölüye mum lazım değildir. Müminin kabri, Cennet bahçesidir. Nur içindedir. Kâfirinki ise, Cehennem çukurudur. Azap doludur. Mum onu azaptan kurtarmaz. (S. Ebediyye)

Kabir ziyareti dinimizin emridir

Vehhabiler diyor ki:
(Resulullahın ve Evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, bunların mezarını ziyaret edip, bunları vesile ederek dua eden kâfir olur. Kabirde olandan işitmeyenden dua istemek şirktir. Ölü ve uzaktaki diri, işitmez ve cevap vermez. Bunların fayda ve zararları olmaz. Ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir.)
CEVAP
(Peygamber de olsa, ölü işitmez, cevap vermez) iddialarına (Ruh ölmez, her ölü işitir) maddesinde cevap verilmişti. Aşağıda kabir ziyareti ile ilgili bilgi veriyoruz.

Resulullah 
kabirdekilerden yardım isteyiniz buyuruyor. Bunlar ise, böyle yapanlara müşrik diyorlar. Bu hadis-i şerifi yasak ediyorlar. Resulullahın emrine hâşâ şirk yani puta tapmak yani kâfirlik diyorlar.

Resulullah efendimiz, 
(İşlerinizde şaşırdığınız [bunaldığınız] zaman, kabirde olanlardan yardım isteyiniz!) buyurdu. Müslümanların, Evliyanın kabirlerini ziyaret etmeleri, onlardan yardım beklemeleri, bu hadis-i şerife uydukları içindir.

İslam âlimleri, bu hadis-i şerife uyarak Evliyanın, kabirlerini ziyaret etmişler, feyz aldıklarını bildirmişlerdir. İmam-ı Rabbani hazretleri, 291. mektubunda buyuruyor ki:
(Delhi şehrinde, bayram günü, hocam Muhammed Baki Billah’ın mezar-ı şerifini ziyarete gitmiştim. Mübarek mezarına teveccüh ettiğim zaman, mukaddes ruhaniyeti ile iltifat buyurdu. Bu garibi öyle okşadı ki, Hace Ubeydullah-i Ahrar’dan kendisine gelmiş olan feyzleri ihsan eyledi. Bu nisbete kavuşunca, Tevhid marifetlerinin hakikati hasıl oldu.)

Yukarıdaki hadis-i şerif, birçok kitapta yazılıdır. Müslümanlar arasında meşhur olmuştur. Osmanlı devletinin Şeyh-ül-İslamlarından dokuzuncusu, büyük âlim, müfti-üs-sekaleyn, yani insanlara ve cinne fetvalar vermiş olan Ahmed Şemseddin ibni Kemal efendi, 
Kırk hadiskitabında diyor ki:
İza tehayyertüm fil-umur,
feste’inu min ehlil-kubur!
Yani, işlerinizde şaşırdığınız zaman, kabirdekilerden yardım isteyiniz! İnsanın ruhu, bedenine aşıktır. Ölüp, ruh bedenden ayrılınca bu sevgisi yok olmaz. Ruhun bedene olan bağlılığı ve çekmesi, öldükten sonra yok olmaz. Ölünün kemiğini kırmak ve kabir üzerine basmak, hadis-i şerifle, bunun için yasak edilmiştir. Bir kimse, bir Velinin kabrini ziyaret edince, ikisinin ruhu buluşurlar. Çok fayda hasıl olur. Kabir ziyaretine izin verilmiş olması, bu faydanın hasıl olması içindir. Bundan başka, gizli faydaları da yok değildir.

[İbni Âbidin hazretleri, 
Redd-ül-muhtar kitabının önsözünde diyor ki:
İmam-ı Muhammed Şafi’i, imam-ı a’zam Ebu Hanife’ye karşı çok edepli, saygılı idi. (Ebu Hanife ile bereketleniyorum. Kabri yanına gidiyorum. Güç bir sual karşısında kaldığım zaman, kabri yanında iki rekat namaz kılıp, Allahü teâlâya dua ediyorum. Cevabı hemen hatırıma geliyor) buyurmuştur.]

Kabirdekinin ruhu ile ziyaretçinin ruhu, birer ayna gibidir. Işıkları birbirlerine aks eder. Ziyaret eden, kabre bakıp, Allahü teâlânın kazasına razı olup, ruhu bunu duyunca, ilmi ve ahlakı feyzlenir. Bu feyz, kabirdekinin ruhuna aks eder. Meyyitin ruhuna, cenab-ı Haktan gelmiş olan ilim ve feyzler de, ziyaret edenin ruhuna aks eder.

Şafi’i âlimlerinden Alaüddin Ali bin İsmail Konevi, 
El-a’lam fi-Hayatil-enbiya kitabında diyor ki:
Peygamberlerin ve bütün müslümanların ruhları, kabirlerine ve anıldıkları yerlere inerler. Ruhların, kabirleri ile bağlılıkları vardır. Bunun için, kabir ziyareti müstehaptır. Kendilerine verilen selamı işitirler ve cevap verirler.

Hadis âlimi Abdulhak Eşbili, 
Akibet kitabında diyor ki:
Hadis-i şerifte, 
(Bir kimse, tanıdığı bir mümin kardeşinin kabrine gelip, ona selam verince, meyyit onu tanır ve selamına cevap verir) buyuruldu.

Fahreddin Gazanfer Tebrizi diyor ki:
Bir şeyi çok düşünür, hiç anlayamazdım. Hoca Taceddin-i Tebrizi’nin kabri başında oturup düşündüm. Anladım. Bazı âlimler, 
(İşlerinizde şaşırdığınız zaman, kabirdekilerden yardım isteyiniz) hadis-i şerifindeki (kabirde olanlar), (Ölmeden önce ölünüz!) emrine uyarak, tasavvuf yolunda yükselmiş olan Evliyadır dediler. (Kırk Hadis)

Sözleri birbirini tutmuyor
Feth-ül mecid
 ismindeki vehhabi kitabının 485. ve sonraki sayfasında da, hak olan Ehl-i sünnet bilgilerini yazmak zorunda kalmış, bunların arasında bozuk, zehirli saldırılarından da geri kalmamıştır. Diyor ki:
(Resulullah, kabir ziyaret ederken ahireti hatırlamayı, meyyite dua ederek, ona ihsanda bulunmayı, ona acımayı, istiğfar etmeyi emretmiştir. Ziyaret eden kimse, hem kendisine, hem de meyyite iyilik etmiş olmaktadır. Müslim’in, Ebu Hüreyre’den bildirdiği hadiste
(Kabirleri ziyaret ediniz! Kabir ziyareti, ölümü hatırlatır)buyuruldu. Abdullah ibni Abbas diyor ki, Resulullah Medine’de, kabristan yanından geçiyordu. Kabirlere bakarak, (Esselamü aleyküm ya ehlel-kubur! Yagfirullahü lena ve leküm, entüm selefüna ve nahnü bil-eser) buyurdu. Bu hadis-i şerifi imam-ı Ahmed ve Tirmizi bildirmektedir. İbnül-Kayyımı Cevziyye’nin, imam-ı Ahmed’den bildirdiği hadis-i şerifte, (Size, kabir ziyaretini yasaklamıştım. Şimdi, kabirleri ziyaret ediniz! Böylece ahireti hatırlarsınız) buyurdu.
 İbni Mace’nin Abdullah ibni Mesud’dan bildirdiği hadis-i şerifte, 
(Kabir ziyaretini önce yasaklamıştım. Şimdi ziyaret ediniz! Böylece dünyaya gönül vermekten kurtulur, ahireti hatırlarsınız)buyuruldu.
İmam-ı Ahmed’in, Ebu Said’den bildirdiği hadis-i şerifte, 
(Kabir ziyaretini size yasaklamıştım. Şimdiden sonra ziyaret edebilirsiniz. Böylece, ibret alır, gafletten uyanırsınız) buyuruldu.
İbn-ül Kayyımı Cevziyye, Seleme-tebni Verdan’dan haber veriyor. Diyor ki, Enes bin Maliki gördüm. Resulullaha selam verdi. Sonra bir kabrin duvarına dayandı, dua etti. Müşrikler kabir ziyaretini değiştirdiler. Dini tersine çevirdiler. Kabre giderek, meyyiti, Allah’a şerik yapıyorlar. Meyyite dua ediyorlar. Meyyit vasıtası ile Allah’a dua ediyorlar. İhtiyaçlarını meyyitten istiyorlar. Bereketin ondan gelmesini bekliyorlar. Düşmanlarına karşı onun yardım etmesini diliyorlar. Böylece, kendilerine de, ölüye de kötülük yapıyorlar. Resulullah, bu kötü âdetleri önlemek için, kabir ziyaretini erkeklere yasak etmişti. Sonra, tevhid kalblere yerleşince, kabir ziyaretine izin verdi. Fakat kabirde hücr [saçma, çirkin söz] söylemek yasak edildi. Hücrün en büyüğü, kabir başında, söz ve hareket ile şirk yapmaktır. Şimdi, türbeleri süslüyorlar, camilere bakmıyorlar. Allah’ın Peygamberlerle bildirdiği dini tersine çeviriyorlar. Şiiler, insanların en cahilleri ve dinden en uzak kalanları olduğu için, türbeleri yapıyorlar. Camileri yıkıyorlar) diyor.
CEVAP
Cahillerin ve sapıkların kabir başlarında ve türbelerde yaptıkları taşkınlıklara, şirke ve Allahü teâlânın yarattığını düşünmeyenlere karşı, elbette biz de karşıyız. Elbet şirkin ve müşriklerin düşmanıyız. Asırlardır bütün ehl-i sünnet âlimleri hayatlarında ve eserlerinde bunun mücadelesini yapmışlardır. Yanlış itikadlara cevap vermiş, doğru yolun ehl-i sünnet vel cemaat olduğunu ispat etmişlerdir. Hangi birinin ismini ve kitabını yazalım ki, binlercedir. Mesela ikinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri eserlerinde bu hususu çok güzel ve açık anlatmaktadır. İnsafla okuyan gerçekleri görür. [İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabının birinci cildi, Müjdeci Mektuplar adı altında Türkçeye çevrilip basılmıştır. Diğer cildlerden ve eserlerinden önemli kısımlar da Seadet-i Ebediyye kitabında vardır. Bu iki kitap, www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]

Fakat, vehhabiler kabir ziyaretine, Kur’an-ı kerim okuyup, sevabını meyyitin ruhuna göndermenin, dua etmenin meyyite fayda vereceğine inandıklarını yazdıkları halde, meyyit işitmez, his etmez, ona bir şey söylemek, Peygamberden şefaat istemek, Evliyayı vesile ederek, Allahü teâlâya dua etmek şirk olur diyorlar. Sözleri birbirini tutmuyor.

[Daha doğrusu maksatlarını gizlemektedirler. Doğru bilgileri yazıp, aralarında zehirlerini kusmaktadırlar. Hem bunlara inandığını yaz, hem de böyle olmaz de. Hiç böyle şey olur mu? Böyle yapan maksatlı değilse deli demezler mi? Deli olmadıklarına göre, İngiliz casusu Hempher’in maksadına hizmet ettikleri anlaşılmıyor mu?]

Ruh ölmez diyorlar, ama hareket edeceğine, tasarrufuna inanmıyorlar.
Şeytanın tasarrufuna inanıyorlar, Peygamberin evliyanın tasarrufuna inanmıyorlar.

İbni Teymiye, ibni Kayyım gibi kendilerinin imamı olan müctehid dedikleri zatlar bile, ölüler işitir, görür, üzülür, sevinir diyorlar. Bunlar da güya hem inanıyor hem de böyle şey olmaz diyorlar.

Allah yolunda olan şehid ölmez diyorlar, ancak Peygamber ölüdür diyorlar. Yahu, Peygamber Allah yolunda değil midir? Peygamber Allah yolunda olmazsa şehid nasıl olur ki? Peygamber mi üstündür şehid mi? Şehidin müslümanlığı da şehidliği de o yüce Peygambere iman etmeye bağlı değil midir?

Bunlar kimi kandırıyorlar? Bir yandan inandık diyorlar, diğer yandan inkâr ediyorlar. Hem inanıp hem de böyle olmaz diyene deli demezler mi? Deli değilse, maksatlı değiller midir?

Biz yine açıklamalarımıza devam edelim:

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir kimse, din kardeşinin kabrini ziyarete gider ve mezarı başında oturursa onu tanır ve selamına cevap verir.) [İbni Ebiddünya]

(Bir kimse tanıdığı kabir yanına gelip selam verirse, meyyit de onu tanır ve selam verir. Tanımadığı kabrin başına gelip selam verirse, selamına cevap verir.) 
[Beyheki]

Onu tanıması ve selam vermesi, meyyitin onu gördüğünü ve selamını işittiğini göstermektedir. Çünkü ölmek, bazı cahillerin dedikleri gibi, yok olmak olsa idi, onun bütün duygularının yok olması lazım gelirdi. Meyyit kendini ziyaret edeni, kabri başına geleni görmektedir. Görmeseydi, dünyada tanımamış olduğunu tanımaması bildirilmezdi. Birincisini tanıyarak cevabı veriyor. İkincisinin selamına, tanımayarak cevap veriyor.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kabrimin yanında, benim için okunan salevatı işitirim. Uzak yerlerde okunanlar bana bildirilir.) [İbni Ebi Şeybe] (Diri olan işitir. Bir söz, diri olana bildirilir.)

(Ölü kabre konurken, ayak seslerini işitir.)
 [Buhari] (Diri olan işitir.)

(Ölüler yaptığınız iyi işlerinizi görünce sevinir, kötü işlerinize üzülürler.)
 [İ.Ebiddünya] (Diri olan sevinir, üzülür.)

Hadis-i şeriflerde, 
ziyaret kelimesi kullanılmaktadır. Meyyit, kabre geleni tanımasaydı, ziyaret kelimesi kullanılmazdı. Her dilde ve her lügatta, ziyaret kelimesi, tanıyan ve anlayan kimselerin buluşmasında kullanılır. (Selamün aleyküm) de anlayan kimseye söylenir.

Bir kimse, kabre yakın bir yerde namaz kılarsa, meyyitler bunu görür. Namaz kıldığını anlar ve imrenirler. Yezid bin Harun Sülemi diyor ki: İbni Saseb, bir cenazede bulundu. Bir mezar yanında iki rekat namaz kıldı. Sonra kabre dayandı. Diyor ki, vallahi uyanıktım. Kabirden bir ses işittim. (Beni incitme! Siz ibadet yaparsınız, fakat işitmezsiniz, bilmezsiniz. Biz ise biliriz. Fakat hareket edemeyiz. Bana göre, şu kıldığın iki rekattan daha kıymetli bir şey yoktur) dedi. Meyyit, ibni Saseb’in kabre dayandığını ve namaz kıldığını anlamıştı. 
İbni Kayyım, bunu bildirdikten sonra, meyyitin işittiğini gösteren, Eshab-ı kiramdan gelen çeşitli haberleri yazmıştır.

Vehhabi kitabının (Allame) ismini verdiği ve yazılarını kendilerine senet olarak kullandığı bu 
İbni Kayyımı Cevziyye (Kitab-ür-ruh)da, (Bir kimse, bir kabri ziyaret edince, kabirde bulunan meyyit, ziyaret edeni bilir. Onun sesini işitir. Onunla ferahlanır. Onun selamına cevap verir. Bu hâl, yalnız şehidlere mahsus değildir. Başkaları için de böyledir. Belli bir zamana mahsus da değildir. Her zaman böyledir) dediği, (El-Besair)in 22. sayfasında yazılıdır. Vehhabilerin iddiaları kendi Allamelerinin bu sözüne ters düşmektedir.

Kabirde bulunan meyyitlere selam vermenin sünnet olduğunu, Ehl-i sünnet âlimleri söz birliği ile bildirmiştir. Büyük âlim ibni Melek (Mesabih) kitabını şerh ederken 
(Kabirde bulunanlara selam vermek) hadisini açıkladıktan sonra, (Bu hadis-i şerif, meyyitin işitmeyeceğini söyleyenlerin yanıldıklarını gösterdiği gibi, imam-ı Ahmed’in ve Ebu Davud’un (Sünen) kitaplarında ve Hakim’in (Müstedrek) kitabında ve ibni Ebi Şeybe’nin (El-musannef) kitabında ve Beyheki’nin (Azab-ül-kabir) kitabında ve Tayalisi ile Abdü ibni Hamid’in (Müsned) kitaplarında ve Hammad ibni Sırri’nin (Ez-zühd) kitabında ve ibni Cerir ve ibni Ebi Hatem’in ve başka âlimlerin sahih yollarla bildirdikleri Bera’ bin Azib’in bildirdiği, (Kabirdeki fitne ve sual) hadisinin sonunda, (Mümin olan meyyit için, kulum doğru söyledi sesi işitilir. Kabre Cennetten yaygı serilir. Cennet elbiseleri giydirilir. Meyyit için Cennetten bir kapı açılır. Kabre Cennet kokuları yayılır. Görebildiği yerlere kadar yayılır. Güzel yüzlü, güzel elbiseli, güzel kokular saçan birisi gelir. Buna, sen kimsin? Senin o hayırlı yüzün nedir der. Ben, senin salih amelinim der. Bunu işitince, Ya Rabbi! Kıyamet çabuk kopsa! Ya Rabbi, kıyamet çabuk kopsa da, çoluk çocuğuma ve mallarıma kavuşsam der) buyurulmuştur. Kâfir olan meyyit için, bunların tersi, sıkıntılar olur. Bu hadis-i şerif, meyyitin işittiğini ve gördüğünü ve konuştuğunu ve koku aldığını ve anlayışı olduğunu ve düşündüğünü ve cevap verdiğini göstermektedir.

Bu işlerin hepsi, kabir sualinden sonra olmaktadır. Böyle olduğunu, âlimler sözbirliği ile söylemişlerdir. İmam-ı Süyuti gibi hadis imamları, bu hadisin (Mütevatir), yani en doğru hadislerden olduğunu bildirmişlerdir. Bu hadis-i şerif, ölülere selam vermenin, dirilere selam vermek gibi olduğunu ve onların da işittiklerini göstermektedir) demektedir.

Hazret-i Halid ibni Zeyd Ebu Eyyub-i Ensari hazretlerinin haber verdiği hadis-i şerifi Abdullah ibni Mübarek nakil etmektedir. Bu hadis-i şerifte,
(Bir mümin vefat ederken, bir rahmet meleği, bunun ruhunu alır. Meyyitler, dünyada müjde isteyenlerin toplandığı gibi, bunun etrafına toplanırlar. Ona sormaya başlarlar. İçlerinden birkaçı da, kardeşinizi bırakınız dinlensin! Çok sıkıntılı yerden geliyor derler. Etrafına üşüşürler. Dünyadaki tanıdıklarını sorarlar. Filan adam ne yapıyor? Filanca kadın evlendi mi? derler)buyurulduğunu bildiriyor.

Vehhabiler, ibni Teymiye’nin yolunda olduklarını söylüyorlar. Onun büyük âlim olduğunu bildiriyorlar. Kendisine Şeyh-ül-İslam diyorlar. Halbuki, onun kitaplarını ve fikirlerini kabul etmiyorlar. O, bütün meyyitlerin, şehidler gibi diri olduklarını ve şehidler gibi rızıklandırıldıklarını bildiriyor. Onun sözüne uymayan ve onun sözüne uyanlara kâfir ve müşrik damgası basanların, onun yolunda olduklarına hiç inanılır mı? Resulullah, işitmez ve ziyarete gelenleri, kendisine yalvaranları görmez, bilmez ve tanımaz diyen ahmaklar, ibni Teymiye’nin bile yolunda değil, İngiliz casusu Hempher’in oyununa gelmiş olup kendi nefsleri, keyfleri arkasındadırlar.

Resulullah, kabirdekilere selam verin buyurdu. Bunun için, 
Esselamü aleyküm, ya ehle daril-kavmil müminin denir. Böyle selamın da, işiten ve anlayan kimseye söyleneceği belli bir şeydir. İşitmeselerdi, yokluğa ve taşa selam vermek olurdu.

Resulullah efendimiz, Baki kabristanını ve Uhud şehidlerini ziyaret ederdi. Büyük İslam âlimlerinden, Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri,
Medaric-ün-nübüvve kitabında Uhud gazvesini anlatırken buyuruyor ki:
Ebu Ferde buyurdu ki, Resulullah, bir gün Uhud şehidlerini ziyaret etti.
(Ey ibadete layık olan Rabbim! Senin bu kulun ve Resulün şahidim ki, bunlar senin rızanı kazanmak için şehid oldular!)dedikten sonra, bize dönerek, (Bunlar şehiddir. Ziyaret edenleri tanırlar. Bir kimse bunları ziyaret ederse ve selam verirse, bunlar o selam sahibine cevap verirler. Kıyamete kadar, böyle cevap verirler) buyurdu.

Resulullah efendimiz, Uhud şehidlerini ziyarete gider, 
(Sabrettiniz. Size selam olsun!) buyururdu. Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer de, halife iken, Uhud şehidlerini ziyaret ederek, böyle söylerlerdi.

İmam-ı Beyheki bildiriyor ki:
Abdullah ibni Ömer buyurdu ki, Cuma günü, güneş doğmadan önce, babam [Hazret-i Ömer] ile, şehidleri ziyarete gittik. Babam hepsine selam verdi. Selamına cevap işittik. Bana, sen mi cevap verdin dedi. Hayır, şehidler cevap verdiler dedim. Beni sağ tarafına geçirip, her birine ayrı ayrı selam verdi. Her kabirden, üçer defa cevap işittik. Babam, hemen secdeye kapandı. Allahü teâlâya şükür eyledi.

Tesiri veren, yaratan, fayda ve zarar veren, yok eden ancak Allahü teâlâdır
Ehl-i sünnet, Peygamberlere ve Evliyaya ibadet etmez. Allahü teâlânın sevgili kulları olduğuna ve Allahü teâlânın, bunların hatırı ve hürmeti ile, kullarına merhamet edeceğine inanır. Zararı, faydayı yaratan, ancak Odur. Ondan başka ibadete kimsenin hakkı yoktur, der. Kabir ziyaretinde, kabirdeki zat vasıtası ile Allahü teâlâya dua eder.

Hadika
 2. cild, 126. sayfada diyor ki:
Resulullah ile ve Eshab-ı kiram ile ve Tâbiin ile, bunlar öldükten sonra da, Allahü teâlâya tevessül etmek, yani bunların hürmeti için, dilekte bulunmak meşrudur. Tevessül etmek, şefaatini istemek demektir. Ehl-i sünnet âlimleri, bunun caiz olduğunu bildirdi. Mutezile fırkası [ve vehhabiler] ise inanmadı. Tevessül edenin duasının kabul olması, tevessül olunanın kerameti olur. Yani, öldükten sonra keramet göstermesi olur. Bid’at sahibi, sapık olanlar buna inanmadı. İmam-ı Münavi (Camius-sagir) şerhinde, bu cahillere cevap vermektedir.

İmam-ı Sübki
 hazretleri buyuruyor ki:
(Resulullah ile tevessül (istigase) etmek, Ondan şefaat istemektir. Bu ise güzel bir şeydir. Önceki ve sonraki İslam âlimlerinden hiçbiri buna karşı bir şey demedi. Yalnız ibni Teymiye bunu inkâr etti. Böylece doğru yoldan ayrıldı.)

Ali Ramiteni hazretleri buyurdu ki:
(Günah işlememiş bir dil ile dua ediniz ki, kabul olsun!) Yani, Huda dostlarının huzurunda tevazu eyleyiniz, yalvarınız da, sizin için dua etsinler. İstigase, yani bir Veliye tevessül de, bu demektir.

İslam âlimlerinin büyüklerinden Abdülkadir-i Geylani, Muhyiddin-i Arabi, Takıyyüddin-i Ali Sübki, Ahmed ibni Hacer-i Mekki ve Abdülgani Nablüsi hazretleri, Evliyanın kabirlerini ziyaret edip, onlara tevessül ederek, Allahü teâlâdan af ve merhamet istemek caiz olduğunu vesikalarla ispat etmişlerdir. Yusuf Nebhani hazretleri 
Şevahid-ül-hakkitabında, o yüksek âlimlerin kitaplarından uzun yazılar ve vesikalar alarak Hindistan’daki vehhabileri rezil etmektedir.

Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyorlar ki:
Tesiri veren, yaratan, fayda ve zarar veren, yok eden ancak Allahü teâlâdır. Onun şeriki yoktur. Peygamberler ve bütün diriler ve ölüler, tesir, fayda ve zarar yaratamazlar. Hiçbir şeye tesir yapamazlar. Yalnız, Allahü teâlânın sevgili kulları oldukları için, onlarla bereketleniriz.

Tefsir-i kebir’de diyor ki:
(İnsanın ruhu, bedenden ayrılıp, dünya ilgisinden kurtulunca, melekler âlemine, kudsi makamlara gider. O âleme mahsus kuvvetler kendinde hasıl olur. Birçok şeyler yapabilirler.)

Fahrüddin-i Razi hazretleri buyuruyor ki:
(Ruhu olgun, nefsi pak ve tesiri kuvvetli bir Velinin kabri yanına gidip, bir zaman durulur ve o topraktaki Veli düşünülür ise, ruhu o toprağa bağlanır. Meyyitin ruhu da, bu toprağa bağlı olduğu için gelen insanın ruhu ile Velinin ruhu buluşmuş olurlar. Bu iki ruh, karşılıklı iki ayna gibi olur. Herbirinde olan mearif, kemalat, ötekine aks eder, yansır. İkisi de çok faydalanır.) 
[El-metalib-ül-aliyye]

Alaüddin-i Attar hazretleri buyurdu ki:
(Meşayıhın kabirlerini ziyaret edene, onları anladığı ve bağlandığı miktarca fayda hasıl olur. Onların kabirlerinden, çok fayda alınır. Fakat, ruhlarına bağlanmak, [yani rabıta yapmak] daha faydalıdır. Çünkü, uzak ve yakın olmanın bunda bir tesiri yoktur.) 
[Seadet-i Ebediyye]

Kabirleri ziyaret etmekte ve Evliyayı vesile ederek dua etmekte faydalar vardır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mümin, mümin kardeşinin aynasıdır.) [İbni Asakir, Dare Kutni]
Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki, ruhlar, birbirlerinin aynaları gibidir. Birbirlerinde görünürler. Kabir başında, o Veliyi düşünüp, vesile eden kimsenin ruhuna, Velinin ruhundan feyz gelir. Hangisinin ruhu zayıf ise, kuvvetlenir. Birleşik iki kaptaki sıvı gibidir. Yüksek olan ruh zarar eder. Kabirdekinin ruhu aşağı derecede ise, ziyaret edenin ruhu sıkıntı duyar. 
Bunun içindir ki, İslamiyet’in başlangıcında, kabir ziyareti yasak edilmişti. Çünkü mezarda olanlar, cahiliye zamanından kalmış olanlardı. Müminler de ölmeye başlayınca, kabir ziyaretine izin verildi.

Peygamberin veya bir Velinin kabri ziyaret edilince, o Veli düşünülür. Hadis-i şerifte, 
(Salihler düşünüldüğü zaman, Allahü teâlâ merhamet eder) buyuruldu. Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki, kabir ziyaret edene, Allahü teâlâ merhamet eder. Merhamet ettiği kulunun duasını kabul buyurur. Kabir ziyaret edilmez, Evliyaya tevessül olunmaz sözünün, senetsiz bir düşünce, bir görüş ayrılığı olduğu meydandadır. (Ben öldükten sonra, bir müslüman beni ziyaret ederse, diri iken ziyaret etmiş gibi olur) hadis-i şerifi, bu inanışı kökünden çürütmektedir. Kabir ziyaretinin lazım olduğunu göstermektedir. Bu hadis-i şerif, vesikaları ile, Künuz-üd-dekaıkkitabında yazılıdır.

Ayrıca,
 (Kabrimi ziyaret eden, beni diri iken ziyaret etmiş gibi olur) hadisi, Hücre-i saadeti ziyaret ederek faydalanmayı emir buyurmaktadır. Onu diri iken ziyaret eden, çok faydalanarak ayrılırdı. Mübarek kabrini ziyaret edenlerin de, böyle ayrılacaklarını, bu hadis-i şerif bildiriyor.
Kabri saadeti ziyaret için uzaklardan gelmek de sünnettir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir kimse beni ziyaret etmek için gelse ve başka bir şey için niyeti olmasa, kıyamet günü ona şefaat etmemi hak etmiş olur.)[Müslim]

(Kabrimi ziyaret eden, beni diri iken ziyaret etmiş gibi olur.)
[Taberani]

(Hac edip de, beni ziyaret etmeyen, beni incitmiş olur.) [Dare Kutni]

(Kabrimi ziyaret edene şefaatim helal oldu.) 
[Bezzar]

(Bana selam verene, ben de selam veririm.) [Beyheki]

(Kabrimin yanında, benim için okunan salevatı işitirim. Uzak yerlerde okunanlar bana bildirilir.) 
[İbni Ebi Şeybe]

Allah’ın kudretinden şüphe edilmez
İlaca şifa özelliğini veren, dirinin yardım etmesine kuvvet veren Allahü teâlâ, vefat eden bir Peygambere veya evliyaya yardım etme kuvvetini vermekten aciz midir?

Aslında, Allah’ın kudreti olmadan, dirinin yardım edeceğine inanmak şirktir. Dirinin yardım edeceğine inanıp da, Allah’ın kudreti ile ölünün, yardım edeceğine inanmamak da, Allah’ı aciz kabul etmek olacağı için küfür olur. Halbuki Allahü teâlâ her şeye kadirdir. Ölüden diri, diriden ölü yaratır. (A.İmran 27)

Diriye, ölüye ve her şeye yardım ancak Allah’tan olur. Kur’an-ı kerimde mealen, 
(Yardım ancak ve yalnız Allah’tandır) buyuruldu. (A.İmran 126)

Kabirdeki Peygamber veya Veli, ancak Allahü teâlânın izni ile yardım etmektedir. Allah’ın bu kudretinden şüphe eden müşrik olur.

İrşad-üt-talibinde, (Vefat eden evliyanın, feyz vermesi kesilmez, hatta artar) buyuruluyor. Bunun için mesela sıkıntısı olan bir kimse, bir evliyanın kabrine giderek, (Ey mübarek zat, Allahü teâlâya dua et, şu sıkıntıdan kurtulayım) gibi sözler söylemesinin caiz olduğu, (Et-tevessül-ü bin-Nebi...) kitabında yazılıdır.

Şehidler gibi Enbiya ve Evliya da Allah yolunda olup diridir. Bir âyet-i kerime meali:
(Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin. Bilakis onlar diridir, ama siz bunun şuurunda değilsiniz.) [Bekara 154]

Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
Ruhun ölmediğini âyet-i kerime ve hadis-i şerifler bildiriyor. Ruh şuur sahibidir, ziyaret edenleri tanır. Evliyanın ruhu, diri iken de, öldükten sonra da, yüksek mertebededir, öldükten sonra da kerameti görülür. Keramet sahibi olan ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yaratan Allah’tır. Her şey Onun kudreti ile olur. Her insan, Onun kudreti karşısında, diri veya ölü iken de hiçtir. Allahü teâlânın, bir evliyası vasıtası ile, bir kuluna ihsanda bulunması şaşılacak bir şey değildir. Diri iken de, ölü iken de bir şey yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vasıta olur. 
(Mişkat)

Hadika’da, (Ölülerden bir şey isterken bu işleri sebeplerin değil, Allahü teâlânın yaptığına inanmalı) buyuruluyor. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı.) [Deylemi]

Vehhabilerin allame dedikleri ve müctehid bildikleri ibn-ül-Kayyımı Cevziyye 
Bedayi-ul-Feraid kitabında diyor ki:
(Dirilerin ruhları ile ölülerin ruhlarının buluştuklarını bildirenlerden biri de şudur: Diri, ölüyü, rüyada görerek, ondan bir şeyler soruyor. Meyyit dirinin bilmediklerini ona haber veriyor. Verdiği, olmuş veya olacak haberler doğru çıkıyor. Çok defa, diri iken gömmüş olduğu ve kimseye bildirmediği malın yerini haber veriyor. Alacağı olduğunu ve şahitlerini bildirmesi de çok görülmüştür. Kimsenin bilmediği, kendinin gizli yaptığı bir işi haber vermesi ve bildirdiği gibi çıkması çok görülmüştür. Çok şaşılacak bir şey de, şu zamanda öleceksin dediği kimsenin, o zamanda öldüğü görülmüştür. Bir dirinin gizlice yaptığı bir işin, bir ölü tarafından başka bir diriye bildirilmesi de çok görülmüştür.)

İmam-ı Süyuti hazretleri, 
Şerh-us-sudur kitabında, Muhammed bin Sirin’den bildiriyor ki:
Meyyitin bildirdiği şeyler, hep doğrudur. Çünkü meyyit, hiç yalan ve yanlışlık olmayan bir âlemdedir. O âlemde olanlar, hep doğru söyler. Gördüklerimiz ve anladıklarımız, bu sözümüzü kuvvetlendirmektedir. İbnül-Kayyım ve başkaları da böyle söylediler. Ruh, latif olduğu için, duygu organları ile anlaşılmayan şeyleri anlamaktadır.

Fetava-yı Hindiyye kitabında buyuruyor ki:
(Kabir ziyaretinin yasak olmadığını imam-ı a’zam Ebu Hanife bildirmiştir. [Vehhabi kitabı da, kabir ziyaretinin caiz olduğunu yazmaktadır.]

Tehzib 
kitabında diyor ki:
(Kabir ziyareti müstehaptır. Meyyiti ziyaret etmek, yakın ve uzaklığına göre onu diri iken ziyaret etmek gibidir.)

Hüseyin Semani’nin 
Hazanetül-müftin kitabında da böyle yazılıdır.

Kabristanda, yüksek sesle veya yavaşça, (Sure-i mülk) okunabilir. Diğer surelerin de okunacağı, 
Zahire kitabında, (kabirlerin yanında Kur’an-ı kerim okumanın fazileti) anlatılırken bildirilmektedir. Kadihan Hasen’in, Haniyye fetvalarında yazılı olduğu gibi, meyyitin Kur’an-ı kerim sesini duyarak rahatlamasını niyet eden kimse, yüksek sesle okur. Böyle niyet etmeyen kimse, yavaş okur. Çünkü, Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimi nasıl okunursa okunsun işitir.

Bezzaziyye
’de diyor ki:
Kabristandaki yeşil otları koparmak mekruhtur. Çünkü, bu otlar, tesbih eder. Bu tesbihler, meyyitin azaptan kurtulmasına yarar. Meyyit bu tesbihlerle rahat eder.

Şernblali’nin, 
İmdad-ül-fitah kitabında ve Hanefi âlimlerinden başkalarının kitaplarında da böyle olduğu yazılıdır. Fetva vermek derecesine yükselmiş olan böyle büyük âlimlerin bildirdiklerine göre, meyyit, dirilerin işitemediği, yeşil otların tesbihi gibi sesleri işitince, kendisine seslenen insanın sesini işitmez olur mu? İşitmez diyenler, belki dünyada kulakla işitildiği gibi işitmezler demek istemişlerdir. Böyle olunca, fıkıh kitaplarında yemin bahsinde yemini anlatırken söylediklerinin araları bulunmuş olur. Resulullahın hadis-i şerifine de inanılmış olur. Âlimler arasında sözbirliği hasıl olur. Çünkü, sahih hadisi bırakıp da, başkasının sözüne uymak hiç bir âlim için caiz olmaz.

[İbni Hümam, 
Hidaye şerhi olan Feth-ul-kadir kitabında diyor ki:
Hanefi mezhebinin âlimleri yemin bilgilerini anlatırken diyorlar ki, (Meyyit işitmez. Bir kimse ile konuşmamak için yemin eden bir kişi, onun ölüsü ile konuşsa, yemini bozulmaz.) (Hanefi âlimlerinin yemin için olan sözleri örf ve âdete dayanmaktadır. Bu sözler, ölünün işitmediğini göstermez. Hanefi âlimleri, yemin üzerinde bilgi verirken; bir kimse et yememek için yemin etse, sonra balık yese, yemini bozulmaz. Halbuki, Allahü teâlâ balığa güzel et demiştir. Fakat âdette balık eti, başkadır. Bunun gibi bir kimse, birisi ile konuşmamaya yemin etse, öldükten sonra ona söylese, yemini bozulmaz. Çünkü, âdette konuşmak demek, karşılıklı konuşmak demektir. Meyyit işitir, fakat işitecek gibi konuşmadığı için âdete göre konuşulmuş olmaz. Bunun için, o kimsenin yemini bozulmaz) denilmiştir. Meyyit işitmediği için, yemini bozulmaz demek değildir.] 


Arsa karşılığında kat

Sual: Arsa karşılığında daire yaptırmak caiz midir?
CEVAP
Kendi arsası üzerinde, istisna [ısmarlama yani sipariş] yoluyla ev yaptırmak caizdir. S. Ebediyye’de deniyor ki:

Arsanın belli bir kısmı, mesela üçte ikisi, hisse-i şayıa [ortak mülkiyet] olarak müteahhide veresiye olarak satılır. Müteahhitten alacağı olan paranın karşılığı olarak, istenilen kat, müteahhide ısmarlama yoluyla yaptırılır; çünkü kendi arsasına, istisna [ısmarlama] yoluyla apartman yaptırılması caizdir. Ismarlama yoluyla yaptırılacak apartmanın, planının, kullanılacak her malzemenin cinsinin ve fabrikasının önceden söz kesilirken bilinmesi, kararlaştırılması gerekir.

Kabir ziyaretinde
Sual: (Kabir ziyaretine gidildiğinde, yedi kat elbise giymek veya avret yerine yedi kat bez koymak gerekir. Konmazsa ölüler avret yerini görür) deniyor. Böyle bir şey var mı?
CEVAP
Böyle bir şeyin aslı yoktur. (Namaz kılarken de iç çamaşırı giymek lazımdır. Yoksa melekler avret yerine bakar) diyorlar. Bunun da aslı yoktur. Meleklere iftiradır.

Akıntı ve oruç
Sual: Belsoğukluğu hastalığından dolayı gelen akıntı, orucu bozar mı?
CEVAP
Bozmaz.

Kabir ziyareti

Sual: Kabir ziyareti hangi günler daha iyidir? Gece de kabir ziyareti yapmak caiz midir?
CEVAP
Pazartesi, Perşembe, Cuma ve Cumartesi günü kabir ziyareti efdaldir. Cuma günü ziyaret, Cuma namazından sonra olması iyi olur. Cumartesi günü ziyaret güneş doğana kadardır. Perşembe günü, ziyaret, öğleden önce veya sonra olabilir. Özellikle, Berat gecesi gibi mübarek gecelerde de kabir ziyareti daha iyidir. Kıymetli zamanlarda, Zilhiccenin onunda, bayram günlerinde, Aşure gününde kabir ziyaret edilmesi daha uygundur. (Hindiyye)

Geceleyin de kabir ziyareti yapılabilir.

Namazı kaçırmamak için

Sual: Maliki’yi taklit edenin, abdestliyken elini bıçak kesse, abdesti bozulmaz mı?
CEVAP
Vakit darsa, namaz vaktini kaçırmamak için o abdestle namaz kılması caiz olur.

Hileyle mal satmak

Sual: İtalya’da imal edilen malın aynısını Türkiye’de imal ediyorum. İtalya malı diye yazmak caiz midir?
CEVAP
Hayır, hileyle satmak caiz değildir.

Şükrün önemi

Sual: Allah’a şükretmek ne demektir, nasıl yapılır?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri (Allah’a şükretmek, Ona inanıp, emir ve yasaklarına riayet etmekle olur) buyuruyor. (3/41)

Bir âyet-i kerime meali de şöyle:
(Ya Musa, sana verdiğim emir ve yasaklara sarıl da, şükredenlerden ol!) [Araf 144 ]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Bir nimet için Elhamdülillah diyen, nimetin şükrünü eda etmiş olur.) [Beyheki]

Kur’an-ı kerimde üç şey, üç şeyle beraber bildirildi. Biri yapılmazsa, ikincisi kabul olmaz.
1- Resulullah’a itaat edilmedikçe, Allahü teâlâya itaat edilmiş olmaz.
2- Ana, babaya şükredilmedikçe, Allahü teâlâya şükredilmiş olmaz.
3- Zekât verilmedikçe, namazlar kabul olmaz. (Tefsir-i Mugni)

Şükreden kurtulur. Bir âyet-i kerime meali:
(Allah’a iman edip, nimetlerine şükrederseniz, size niçin azap etsin?) [Nisa 147]

Şükredenin kazancı nedir? İki âyet-i kerime meali:
(Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım.) [İbrahim 7]

(Biz şükredenlerin mükâfatını vereceğiz.) [Âl-i İmran 145]

Şükür bu kadar önemliyken, şükredenler azdır. Bir âyet-i kerime meali:
(Kullarım içinde hakkıyla şükreden azdır.) [Sebe 13]

Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İslam’ın beş şartını yerine getiren, nimetlere şükretmiş olur. Şükreden de, Cehennem azabından kurtulur. Salih amel, İslam’ın beş şartıdır. İslam’ın bu beş temelini, bir kimse hakkıyla kusursuz yaparsa, Cehennemden kurtulur; çünkü bunlar, salih işler olup, günahlardan ve çirkin şeylerden korur. Bir âyet-i kerime meali:
(Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur.) [Ankebut 45] (1/304)

Şükrün önemi hakkında üç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Nimete kavuşunca şükreden, belaya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af diler, zulme uğrayınca bağışlarsa, emniyet ve hidayet üzere olur.) [Taberani]

(Müminin her işi, hayırdır. Nimet gelince şükreder, hayra kavuşur. Bela gelince de sabreder, yine hayra kavuşur.) [Müslim]

(Şu üç şey iman alametidir: Belaya sabır, nimete şükür, kazaya rıza.) [İhya]

Ölü ziyareti
Sual: (Mezhebe girmem, mezhebi tahkik ederim) diyen birisi, şimdi de, (Ben ölüleri, ölü kabirlerini ziyaret etmem, benim ölülerle işim yoktur. Ben dirileri ziyaret ederim) diyor. Ölüleri ziyaret etmek dine aykırı mıdır?
CEVAP
Kabir ziyaretini caiz görmemek, Ehl-i sünnet itikadına aykırıdır. İbni Hacer-i Mekki hazretleri (İbni Teymiyye, kabir ziyaretine karşıydı) buyuruyor. (Fetava-i Hadisiyye)

Ölüleri, ölü kabirlerini ziyaret etmek sünnettir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kabir ziyaretini önce yasaklamıştım. Şimdi ziyaret ediniz! Böylece ibret alır, dünyaya gönül vermekten kurtulur, ahireti hatırlarsınız) [İbni Mace]

(Bir müminin kabrini ziyaret ederken, Allahümme inni eselüke-bi-hürmeti Muhammed aleyhisselam en la tüazzibe hazelmeyyit denirse, o ölünün azabı kıyamete kadar kaldırılır.) [Etfal-ül müslimin]

(Ana-babasının kabrini, Cuma günleri ziyaret eden kimsenin günahları affolur, haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi]

(Ölünün mezardaki hali, imdat diye bağıran, denize düşmüş kimseye benzer. Boğulurken, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, ölü de, ana babasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duayı gözler. Ona bir dua gelince, dünyaya ve dünyada olanların hepsine kavuşmaktan daha çok sevinir. Allahü teâlâ, yaşayanların duaları sebebiyle ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin, ölülere hediyesi, onlar için dua ve istiğfar etmektir.) [Deylemi]

Görüldüğü gibi, (Ben ölüleri ziyaret etmem, benim ölülerle işim yok) demek, bu hadis-i şeriflere önem vermemek olur. Bunu da ancak mezhepsiz yapar. Mezhebi olan Müslüman, ölüye dua eder, bir Fatiha okur.

Secde-i sehv yapılmasa
Sual: Secde-i sehv gerektiği halde, şüphelenip secde-i sehv yapmayanın bu namazı sahih olur mu?
CEVAP 
Evet, sahih olur.

Kabirden yardım istemek

Sual: Bir kimse, yaşayan insanlardan iş, eş ve aş istiyor. Vefat eden evliya da ölü olmadığı için, onlardan da, böyle dünyalık şeyler istemek caiz olur mu?
CEVAP
Vefat eden evliya zat, yaşayandan daha çok feyz verir, daha çok yardım eder. Şehidler ölü olmadığı gibi, peygamberler ve evliya zatlar da ölü değildir.

Yaşarken de, bir insana yapma gücünü veren, yürüten, konuşturan, iş yaptıran, Allahü teâlâdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]

Yaşayana bu gücü veren Allahü teâlâ, vefat etmiş evliyasına niye veremesin ki? Ölüye iş yaptıran da Allahü teâlâdır. Onun kudretinden şüphe etmek küfürdür. Kur’an-ı kerimde, (Yardım ancak ve yalnız Allah’tandır) buyuruluyor. (Al-i İmran 126)

Terziye gideriz, bir elbise dik deriz. Ona bu gücü veren, elbette Allahü teâlâdır.

Emlakçiye gideriz, bize kiralık bir ev bul veya satılık bir ev bul deriz. O da bulur, verir. Ona bu gücü veren, elbette Allahü teâlâdır.

Doktora gideriz, tansiyonumuza bakar. Muayene eder, ilaç verir, gerekirse enjeksiyon yapar. Ona bu gücü veren, elbette Allahü teâlâdır.

Ölü olmayan peygambere, şehide ve evliya zata giden kimsenin de, esas yaratıcının Allahü teâlâ olduğunu bilerek, o kabirde yatan zattan yardım istemesi gayet normaldir; çünkü veren, yaratan Allahü teâlâdır. Hazret-i Mevlana, (Ben ölünce, beni düşünün, imdadınıza yetişirim) buyurdu. Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifi de, Allahü teâlânın izniyle, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir.

Mesela o zata, (Bana kiralık ev lazım, oğlum için bir gelin, kızım için bir koca istiyorum) demek gayet normaldir. Böylece, bunu işiten evliya zat, bizim için dua eder. Allahü teâlâ da, bu sevgili kulunun duasını kabul eder. Yani sebepleri yaratıp bunlara kavuşturacak olan, Allahü teâlâdır. Vehhabiler ve onların etkisinde kalan mezhepsizler, bunlara şirk diyorlar. Biz evliya yaratıcı demiyoruz ki! Evliya zatlar, Allahü teâlânın sevgili kulları olduğu için, ya onların hürmetine istiyoruz veya bizzat,(Bana kiralık ev bul) diyoruz. Evliya dua ediyor ve Allahü teâlâ da, o sevgili kulunun duasını kabul ediyor. Hepsi bu!

Kan satıp almak
Sual:
 Kan satmak günah olduğu gibi, ihtiyaç halinde kan satın almak da günah mıdır?
CEVAP
Kan ve insanın bütün organları dinen mal olmadığı için alınıp satılmaz. İhtiyaç olunca, kullanılmak üzere kan verilebilir. Kan ve organ satana günah olursa da, zaruret varsa, alana günah olmaz.

Secde-i sehv sakıt olur
Sual:
 Secde-i sehv yaptığı takdirde, sabah namazını kılarken güneş doğacaksa, ikindiyi kaza ederken mekruh vakit girecekse, secde-i sehv sakıt olur mu?
CEVAP
Evet, sakıt olur. (Dürr-ül-muhtar)