Sual: Helal ve mubah olan bir şeyi, iyi niyetle veya kötü niyetle yapmak arasında bir fark var mıdır, niyetin iyi yahut kötü olması, insana ne kazandırır veya ne kaybettirir?
Cevap:
Her mubah, iyi niyetle yapılınca taat, kötü niyetle yapılınca, günah olur. Koku sürünen, iyi giyinen kimse, dünya lezzeti, gösteriş yapmak, öğünmek veya kendini kıymetlendirmek yahut yabancı kadınları, kızları avlamak için şık giyinirse, günah işlemiş olur. Dünya lezzetini tatmak için olan niyetine azap verilmez ise de, ahiret nimetlerinin azalmasına sebep olur. Başka niyetleri için azap görür. Bu kimse, sünnet olduğu için koku sürünür, şık giyinirse, camiye saygı için, camide yanına oturan Müslümanları incitmemek, temiz, sıhhatli olmak, İslamın vakarını, şerefini korumak için niyet edince, her niyeti için ayrı sevaplar kazanır. Bazı alimler;
"Her mubah işte, hatta yemede, içmede, uyumada ve helaya girmekte bile iyi niyet etmeyi unutmamalıdır" buyurmuştur.
İnsan, mubah bir işe başlarken, niyetine dikkat etmelidir. Niyeti iyi ise, o işi yapmalıdır. Niyeti, yalnız Allahü teâlâ için olmazsa, yapmamalıdır. Hadis-i şerifte;
(Allahü teâlâ, sizin suretlerinize, mallarınıza, bakmaz. Kalplerinize ve amellerinize bakar) buyuruldu. Yani Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, hayrat ve hasenatına, malına, rütbesine bakarak sevap ve ikram vermez. Bunları ne düşünce, ne niyetle yaptığına bakarak, sevap veya azap verir.
***
Sual: Bir kimse, abdesti varken evinde veya iş yerinde eceli gelip ölse, bu kimse şehit olarak mı can vermiş olur?
Cevap:
Abdestli iken ölenlere şehit sevabı verilir. Peygamber efendimiz buyurdular ki:
(Abdestli olarak ölen, ölüm acısı çekmez. Çünkü abdest, imanlı olmanın alametidir. Namazın anahtarı, bedenin günahlardan temizleyicisidir.)
(Müslüman abdest alınca, günahları kulağından, gözünden, elinden ve ayağından çıkar. Oturunca, mağfiret olunmuş olarak oturur.)
(Amellerin en hayırlısı namazdır. Abdeste devam edenler, ancak müminlerdir. Mümin gündüz abdestli olmalı, gece de abdestli yatmalıdır. Böyle yapınca, Allahü teâlânın korumasında olur. Abdestli iken yiyip, içenin karnındaki yemek ve su zikreder. Karnında kaldıkları müddetçe, onun için istiğfar ederler.)
farzlar ve haramlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
farzlar ve haramlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
-
Sual: (Yağmur yağarken, namaz kılmak ve dua etmek iyi olur) deniyor. Böyle bir şey var mıdır?CEVAP
Evet, yağmur yağarken namaz kılmak ve dua etmek çok kıymetlidir. Bu konudaki iki hadis-i şerif:
(Kur’an okunurken ve yağmur yağarken yapılan dua makbuldür.) [Taberânî]
(Yağmur yağarken namaz kılana, her yağmur damlası için sevab verilir.) [İslam Ahlakı]
Kazası olan kaza namazı kılmalı. Hem aynı sevaba kavuşur, hem de kazası ödenmiş olur. Kazası olanın kıldığı nâfile namazlar kabul olmaz. Hazret-i Ali’nin naklettiği bir hadis-i şerif şöyledir:
(Farz namaz borcu olanın nâfile kılması, doğumu yaklaşmışken, çocuğunu düşüren hâmileye benzer. Artık bu kadına, hâmile de, ana da denmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nâfile namazlarını kabul etmez.) [Zahire-i Fıkh, Fütuh-ul-gayb m. 48]
(Farzın yanında, o cinsten nâfile ibadet, denizde damla bile değildir) buyuruluyor. Kazamız olmasa bile, kaza namazı kılmaya devam etmeliyiz.
Harama bakmak
Sual: Bir hoca, (Bizzat kendileri değil, resimleri olduğu için, namaz kılan evli veya bekâr erkeğin, açık görüntüleri seyretmesi mubahtır, en fazla mekruh olabilir) dedi. Göz zinası olmuyor mu? Haram değil mi?
CEVAP
Elbette haramdır. Muteber bir kitaptan nakletmeden rastgele konuşmanın vebali büyüktür. Harama helâl veya mubah demek insanı küfre sokar.
Kadınların bakılması haram olan yerlerinin resimlerine, sinemadaki ve televizyondaki görüntülerine şehvetle bakmak veya şehvete sebep olacak görüntülerine bakmak, böyle sesleri dinlemek haramdır. Kadınların avret yerlerine cam, herhangi gözlük ve su arkasından şehvetsiz de bakmak ve su içindeki kadına bakmak caiz değildir, haramdır. (S. Ebediyye)
Demek ki, şehvetsiz bile olsa, şehvete sebep olacak görüntü olduğu için, açık görüntülere bakmak haramdır. Hele namaz kılan birinin seyretmesi çok daha çirkin olur. Bir şeyin günah olduğunu ve haramın ateş olduğunu bilerek yapmak, günahta ısrar etmek, daha büyük günahtır. Küfre kadar götürebilir. Bir daha yapmamaya karar vererek, samimi tevbe edince ise muhakkak affolur.
-

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Çok ağır bir hastaya, (Dünyadaki bütün köşklerin senin olmasını ister misin?) dense, (Siz deli misiniz, ben ölümle pençeleşiyorum, siz bana köşklerden bahsediyorsunuz. Onların benim ağrılarıma ne faydası var, ölmeme mi mâni olacaklar?) diye cevap vermez mi?
İnsanlar, ölürken de öldükten sonra da hiç faydası olmayan o servetleri yığmakla ömrünü tüketiyorlar. Hâlbuki bir mal helâlden kazanılmışsa hesabı, haramdan kazanılmışsa azabı vardır. Her kuruşun nasıl kazanıldığı ve nereye harcandığı sorulacaktır.
Âhirette el, ayak, göz gibi bütün uzuvlar konuşacaktır. (Bu dinini biliyordu, ama nefsine uydu, onun derdi, niyeti başkaydı) derlerse hâlimiz ne olur? Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyup dinimizi öğrenmeye çalışmalıyız. Öğrensek de, yine o kitapları okumaktan vazgeçmemeli. Çünkü o kitapları okuyunca hem bilgilerimiz tazelenmiş, hem de o kitapları yazan büyük zatlardan istifade edilmiş olur.
Ölüm ona taliptir
Ömür çok kısadır. Bir mübarek zat buyuruyor ki:Acibtü limen taleb-ed-dünya, vel-mevtü yatlibühü,Acibtü limen benel-kasre, vel-kabrü menzilühü,Acibtü limen zenebe ver-Rabbü şâhidühü,Vel-mevtü bâbün, küllün nâsi dâhilühü.
Mânâsı: Hayret ederim o insana ki, dünyaya, şöhrete, paraya ve mevkiye taliptir, ölüm de ona taliptir. Saraylar, köşkler yapar, hâlbuki asıl evi kabirdir. Günah işler, fakat Allahü teâlâ onu görmektedir. Ölüm öyle bir kapıdır ki, herkes oradan girecektir.
Kur'ân-ı kerimde mealen, (Ben, iyi kötü yaptığınız her şeyi görüyorum, biliyorum) buyuruluyor. Bunu bile bile günah işleyenin, ya deli olması veya büyük gaflet içinde olması lazım. Fakat unutmamalı ki, nefsimiz kâfirdir. Allahü teâlâ nefsi öyle yaratmış ki, ne isterse, kendi aleyhinedir.
Hep kendisini ateşe götürecek işleri ister. Düşmanını tanımayan, dostuna kavuşamaz. İnsan, düşmanı olan bu nefse uyarsa, Rabbini unutup günahlara dalar. Günahlardan uzak durabilmek için ölümü çok hatırlamak gerekir. Ölümü düşünebilenin dünya arzusu azalır.
-
Sual: Bazı kimseler, gayr-i müslimlerden veya açıkça günah işleyenlerden gelen yiyecekleri haramdır diyerek yemiyorlar ve onlardan gelen giyecekleri de aynı sebepten giymiyorlar. Gerçekten dinimiz böyle mi emrediyor?Cevap:
Konu ile alakalı olarak İmam-ı Gazâlî hazretleri Kimyâ-i se'âdet kitabında buyuruyor ki:
Dünya malından çoğu haramdır diyenler yanılıyor. Haram çoktur, fakat, daha çok değildir. Çok başkadır, daha çok, başkadır. Nitekim, hasta çoktur, tüccar çoktur, asker çoktur, fakat, insanların çoğu değildir. Zalimler çoktur, amma mazlumlar daha çoktur.
İnsanlara, "Muhakkak helal olan, Allahü teâlânın helal bildiği şeyleri yiyiniz!" diye emir olunmadı. Bunu kimse yapamaz. Belki, "Helâl olduğunu bildiğinizi yiyiniz!" denildi. Haram olduğu meydanda olmayan şeyleri yiyiniz denildi ki, bunu herkes yapabilir. Nitekim, Resulullah efendimiz, bir müşrikin testisinden abdest aldı. Hazret-i Ömer, Hristiyan kadının testisinden abdest aldı. Eshab-ı kiram, kâfirlerin verdiği suyu içerlerdi. Halbuki, pis, necis olan şeyleri yemek haramdır. Kafirler, çok kere besmelesiz kesilen veya kesilmeyip başka suretle öldürülen hayvanları yerler. Fakat, pisliği görülmedikçe, temiz deyip yerlerdi. Aldıkları kâfir şehirlerinde, kitaplı kafirlerden et, peynir satın alır, yerlerdi. Halbuki, o şehirlerde Müslüman olmayanlar arasında içki satan, faiz alıp veren ve dünyaya gönül bağlayan yok değildi.
***
Sual: İnsanların, arkadaşların gönlünü almak, kalplerini kırmamak için günah işlenebilir mi?
Cevap:
Arkadaşlarının gönlünü hoş etmeyi niyet ederek, içmediği hâlde içki sofrasına oturmak ve (Amel niyete göre değerlenir) hadis-i şerifini söylemek, doğru değildir. Çünkü niyet, ibadetlere ve mubah işlere tesir eder. Haramlar, günahlar, iyi niyetle caiz olmaz. Kahramanlık göstermek veya para kazanmak için savaşan kimse, cihat sevabı kazanmaz.
Mubahlar iyi niyetle yapılınca, hayır olup sevap kazanılır. Fakat, mümin kardeşinin gönlünü hoş etmek niyeti ile haram işlemek caiz olmaz ve (Mümini sevindireni, Allahü teâlâ sevindirir) hadis-i şerifine uyulmuş olmaz. Ancak zaruret ve fitne uyandırmamak için, içmemek şartı ile içki sofrasına oturabilir ise de, önceden bundan sakınmak lazımdır.
-
Sual: Açıkça günah işleyenlere, gücü yetse de, yetmese de mani olmaya çalışmak, nasihat etmek, dinimiz açısından mutlaka şart mıdır?Cevap: Allahü teâlâya isyan edene fasık, kötü kimse denir. Başkalarının isyan etmesine, fıskın, günahın yayılmasına sebep olana facir denir.
Haram işlediği bilinen fasık sevilmez. Bid'ati, yani bozuk inanışları yayanları ve dini öğrenmeye mani olanları sevmek, günahtır. Hadis-i şerifte;
(Fasıkın fıskına mani olmaya kudreti varken, kimse mani olmazsa, Allahü teâlâ, bunların hepsine, dünyada ve ahirette azap yapar) buyuruldu. Ömer bin Abdül'azîz hazretleri buyuruyor ki:
"Allahü teâlâ, bir kimse günah işlediği için, başkalarına azap yapmaz ise de, açıkça günah işleyenler görülüp de, görebilenler mani olmadığı zaman, hepsine azap yapar."
Allahü teâlâ, Yûşa Peygambere;
(Kavminden kırkbin salih kimseye ve altmış bin fasık kimseye azab yapacağım!) buyurunca;
-Yâ Rabbî! Fasıklar, azabı hak etmiştir. Salihlere azap yapmanın sebebi nedir? diye arz edince;
(Benim gadab ettiklerime, onlar gadab etmedi. Birlikte yediler, içtiler) buyurdu.
Malına, canına, evladına ve Müslümanlara zarar geleceği, yani fitneye sebep olacağı zaman, bid'at sahiplerine ve zalimlere emr-i ma'rûf yapmak lazım olmaz. Açıkça günah işleyen fasıkları, yalnız kalb ile sevmemek kâfidir. Tatlı ve yumuşak sözlerle nasihat vermek lazım olur.
***
Sual: Cemaatle namaz kılarken, imam, cemaatin isteği ile, zamm-ı sure olarak daha uzun sureleri okuyabilir mi?
Cevap: Cemaat istese de, imamın, farz namazı kıldırırken kıraati, zamm-ı sureleri ve rüku, secde tesbihlerini sünnet olan miktardan fazla okuması tahrimen mekruhtur.
***
Sual: Bir ibadet, bir şartı bir mezhebe, başka bir şartı da başka bir mezhebe uyularak yapılırsa, böyle yapılan bir ibadet kabul olur mu?
Cevap: Konu ile alakalı olarak İbni Âbidîn hazretleri, Redd-ül-muhtârda buyuruyor ki:
"Bir işin, bir ibadetin sahih olması için, dört mezhepten herhangi birine uygun olması lazımdır. Yani, o işin sahih olması için, bir mezhepte uyulması lazım olan şartların hepsine uygun olması lazımdır. Bir ibadeti yaparken, şartlarından biri bir mezhebe, başka biri de başka mezhebe uygun olursa, bu ibadet sahih olmaz."
***
Sual: Necaset, her türlü sıvı ile temizlenebilir mi?
Cevap: Necaset, her temiz su ile, abdest ve gusül alınmış su ile, sirke ve gül suyu gibi akıcı mayilerle ve tükürük ile temizlenir. Süt ve yağla temizlenmez.
-
Sual: Bir yazar, (Osmanlı, hiçbir zaman kendisine imparator veya imparatorluk şeklinde hitap edilmesine izin vermedi. Çünkü imparatorluk, emperyalizme yani sömürüye dayanan bir soygun düzenidir) diyor. İyi imparator olmaz mı yani? Kelimenin ne suçu var ki?CEVAP
İdarî şekil ve sistemlerle, idarecileri karıştırmamalı. Her sistemde, idarecinin adaletlisi, merhametlisi, şefkatlisi, akıllısı veya zalimi, ahmağı olabilir. Bunlar da bu özelliklerine göre, sistem ne olursa olsun, milletlerine ve komşu ülkelere faydalı veya zararlı olabilir.
Monarşi idarelerin hükümdarlarına padişah, sultan, halife, han, kağan, hakan, şah, hünkâr dendiği gibi, kral da deniyor. İmparatorluk, kendi topraklarında yaşayan çeşitli milletleri, egemenliği altında toplayan bir devlet biçimidir. Emperyalizmle, sömürmekle hiç ilgisi yoktur. Latince imperare [emretmek, komuta etmek] kökünden gelir.
Padişah, halife, sultan iyi biri ise, onun idaresi de iyidir, kötü ise onun idaresi de kötüdür. Osmanlıda olduğu gibi, Osmanlıdan önce de halifelik vardı. İyi halifeler olduğu gibi zâlim halifeler de oldu. Kötü halifeler geldi diye halifelik sistemini suçlamak yanlış olur.
Seçimle işbaşına gelen sistemlerde de, iyi insanlar seçilirse, o kimselerin idaresinden halk memnun kalır, kötü insanlar seçilirse, halka zulmeder.
Sultanlık, halifelik, şahlık kötülenmez. Başlarındaki sultan, halife veya şah iyi ise idaresi de iyi olur, kötü ise idaresi de kötü olur. İmparator da böyledir. İmparator iyi ise, imparatorluğu da iyidir, imparator kötü ise imparatorluğu da kötüdür. Bizzat imparatorluk sistemine soygun düzeni demek yanlıştır.
Kur'an-ı kerim okumayı öğrenmek
Sual: Bir arkadaş, (Kur'an okumayı öğreniyorum) diye bir CD verdi. Orada, (Kur'an okumayı öğrenmek farzdır) diyor. Ben Kur'an okumayı bilmiyorum. Şimdi ben haram mı işliyorum?
CEVAP
Kur'an-ı kerim okumayı bilmek çok kıymetliyse de, farz değildir. Yani Kur'an-ı kerimi yüzünden okuyamayan haram işlemiş olmaz. Kur'an okumayı bilmeyen, ümmî olan, yani okur yazar olmayan evliya zatlar vardır. Haram işleyen kimse evliya olamaz. Peygamber efendimiz de ümmî idi. (Kur'an okumayı öğrenmek herkese farzdır) denirse, Peygamber efendimiz de, haram işlemekle suçlanmış olur.
Kur'an-ı kerimi yüzünden okumak değil, namaz kılacak kadar birkaç sûre ezbere bilmek farzdır. Ama Müslümanın kendi kitabını okumasını öğrenmesi iyi olur.
-
Sual: Bir arkadaş, (Ben bir hocaya sordum. İşlerin sıkışık olduğu zaman, namazın sünnetlerini terk edebileceğimi söyledi. Ben de, artık hiç sünnet kılmıyorum) dedi. Beş vaktin sünnetlerini terk etmek günah değil mi?CEVAP
Namazın müekked [kuvvetli] ve gayri müekked sünnetleri vardır. İkindi namazının sünnetiyle, yatsının ilk sünneti Gayr-i müekked sünnettir. Sabah ve öğle namazının ilk ve son sünneti, akşamın ve yatsının son sünnetine, Sünnet-i müekkede denir. İslam dininin şiarıdır, başka dinlerde yoktur. Peygamber efendimiz bunları devamlı yapmış, nadiren terk etmiş ve terk edenlere de bir şey dememiştir. Ara sıra terk ettiği sünnetlere de Gayr-i müekkede denir. Müekked sünneti, özürsüz [mazeretsiz] devamlı terk etmek mekruhtur, küçük günah olur. Namaz içindeki müekked sünnetleri terk etmek ise tahrimen mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)
Bir hadis-i şerif:
(Farza bağlı olan ve olmayan sünnet vardır. Farzdaki sünnetin aslı Allah'ın kitabındadır. Bu sünneti, [sünnet-i hüda'yı] almak hidayet, terki ise dalalettir. Diğer sünneti [sünnet-i zaide'yi] almak fazilet, terki ise günah değildir.) [Taberânî]
Seferî yani yolcu olan kimse, sûreleri kısa okur, tesbihleri üçten az yapmaz, sıkıntılı zamanında, sabah namazından başka sünnetleri terk edebilir.
Hadis-i şerifte ise, (Öğlenin farzından önceki [sünneti] terk eden, şefaatime kavuşamaz) buyuruluyor. O hâlde, önemli bir özür olmadan sünnetleri terk etmemeli.
Farzdan önce sünnet kılmak, şeytanın ümidini kırmak, onu üzmek için emredilmiştir. Şeytan, (Sünnetlerde bile insanı aldatamıyorum, farzlarda ise hiç aldatamam) diye üzülür. (Tahtavî)
Resulullah'ı sevindirmek, şeytanı üzmek için sünnetleri hiç terk etmemelidir!
Namazın sünnetlerini terk eden, yalnız sevablarına ve yüksek derecelere kavuşamaz ve azarlanır. (Halebî-yi sagir)
Sünnetleri terk eden, bunların sevabından mahrum kalır. (İslam Ahlakı)
Sünnetleri özürsüz devamlı terk etmek, kılmamakta ısrar etmek, küçük günahtır. Sünneti beğenmemek, önem vermemek ise küfürdür. (Dıya-ül-kulub)Sünnetleri hiç kılmamak günahtır. (Namaz Kitabı)
Sünnetleri kılarken, kazaya da niyet etmeli. Bir ihtiyaç veya zaruret olmadıkça, sünnetler terk edilmez, mekruh işlenmez. Zaruret varsa, (Zaruretler yasak olan şeyleri mubah kılar) hükmüne göre, sünnet terk edilebilir, mekruh işlenebilir. Yani, başka hiçbir çare yoksa, haram olan bir şeyi zaruret miktarı işlemek ve farzı, zaruret ortadan kalkana kadar terk veya tehir etmek caiz olur. Fakat geçerli bir mazeret yokken, sırf nefse ağır geliyor diyerek, sünnetleri terk edip, mekruh işlememeli. Nefse mağlup olmayıp, bilakis üstüne gitmeli. Küçük tavizler, sonra daha büyük felaketlere sebep olabilir. Elini veren, kolunu alamaz.
Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşeklik de, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da, marifete, yani Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz. (F. Bilgiler)
Gürültülü ortamda
Sual: Namaz kılarken, gürültüden dolayı okuduğunu işitmeyenin, kendi işitecek kadar yüksek sesle mi okuması lazımdır?
CEVAP
Ölçü; sağlam insana ve gürültüsüz ortama göredir. Gürültüsüz ortamda duyulacak kadar bir sesle okunursa gürültüden dolayı duymamış da olsa, yine sahihtir. Kulağı ağır işiten de böyledir. Kendi sesini duyması için yüksek sesle okuması gerekmez. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Namazda kıraatin en aşağı hududu, kendi işitecek kadar olmasıdır. Eğer ortada sağırlık veya gürültü gibi bir mâni bulunursa hükmen işitmiş sayılır. (Redd-ül-muhtar)
Peygamberlere salevat getirme
Sual: Peygamberlere nasıl salevat getirilir?
CEVAP
Tek peygamber için, (Aleyhisselam) denir. Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam gibi. (Ona selam olsun) demektir. İki peygamber anılınca, (Aleyhimesselam) denir. (İkisine selam olsun) demektir. Üç veya daha fazla olursa şunlardan biri söylenir:
Aleyhimüsselam, (Onlara selam olsun) demektir.
Aleyhimüssalatü vesselam, (Onlara selam ve dua olsun) demektir.
Aleyhimüssalevatü vetteslimat, (Dualar ve selametler, onlara olsun) demektir.
Salevatullahi aleyhim ecmain, (Allah'ın selamları, cümlesine olsun) demektir.
Salevatullahi teâlâ aleyhim ecmain. (Allahü teâlânın selamları, hepsine olsun) demektir.
-
Sual: Günahlar sevablarımızı siliyormuş. O zaman biz iflas etmiş olmaz mıyız?CEVAP
Sevab işlemiyorsak elbette iflas ederiz. Eğer sevabımız çok olursa, korkulacak durum kalmaz, çünkü sevablar da günahları siler. Bir âyette mealen, (Elbette hasenat, seyyiatı yok eder) buyuruldu. (Hud 114) [Hasenat her çeşit iyilik, seyyiat ise her çeşit kötülük demektir.]
Sevab günahı yok edince, artık o günah silinir. İki hadis-i şerif:
(Bir günah işlediğin zaman hemen arkasından bir iyilik yap, bir sevap işle ki o günahı mahvetsin!) [Beyhekî]
(Nerede, ne hâlde bulunursan bulun, Allah'tan kork ve kötülüğün akabinde bir iyilik et ki onu yok etsin!) [Tirmizî]
Bir sevab, en az on günahı siler. Bir âyet-i kerime meali:
(Bir iyilik getirene on katı verilir.) [Enam 160]
Bir hadis-i şerif de şöyledir:
(Bir iyilik yapmayı düşünüp de yapamayana Allahü teâlâ, yapmış gibi tam bir sevab yazar. Eğer o iyiliği yaparsa, Allahü teâlâ, [o kişinin ihlasına göre] on, yedi yüz ve çok daha fazla sevab yazar. Bir kötülük düşünüp de yapmayana, Allahü teâlâ, tam bir sevab yazar. O kötülüğü yaparsa, sadece bir günah yazar.) [Buhârî, Müslim]
Sevab veya günah yazılırken de, melekler mümine lütufta bulunur. Mümin, birkaç günah işler, sağdaki âmir olan melek soldakine günahları yazdırmaz, (Biraz bekle, belki bir iyilik işler) der. Kul, bir iyilik yaparsa, (Şimdi yazalım) der. Bir iyiliğe on sevab verilir. O kişi diyelim 7 günah işlemişse, 10 sevabdan 7 günah çıkar, geriye 3 sevab yazılır. Bir hadis-i şerif:
(Sağdaki melek, soldaki meleğin âmiridir. Kul, bir iyilik yapınca, on sevab yazar. Kötülük yapınca, sağdaki melek, soldaki meleğe, bekle der. O da, 6 saat bekler. Eğer kul istiğfar ederse, hiç günah yazmaz. İstiğfar etmezse, tek bir günah yazar.) [Taberânî]
Demek ki sevab işlemeden de sadece istiğfar etmekle de, günahlarımız temizleniyor. Hele farz olan bir sevab işlersek, günahların hepsi temizlenir. Bir hadis-i şerif:
(İnanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek Ramazan ayında oruç tutanın, geçmiş bütün günahları affedilir.) [Buhârî]
Birinin selamını almak da farzdır. Selam alınca birçok günahımız silinir. Selam veren de farzın işlenmesine sebep olduğu için o da farz sevabı alır. Hiçbir iyilik edemeyenin devamlı selamlaşması da günahlarının silinmesine sebep olur.
-

Sual: Bazı kimseler, Müslüman olduklarını söyledikleri hâlde ibadetleri yapmakta gevşek davranıyorlar ve haramlardan da pek sakınmıyorlar. "Allah affeder" diyorlar. Bunun sebebi ne olabilir?Cevap:
Bu konuda, İslam âlimlerinin büyüklerinden olan İmam-ı Rabbani hazretleri, Mektubat kitabının 1. cilt 73. mektubunda, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:
"Ey oğlum! İyi biliyorsun ki, dünyada biri mevki sahibi olsa, emrinde bulunanlardan birine önemli bir vazife verse, bu vazifenin yapılmasında emir verene de fayda olduğu hâlde, bu işçi bu vazifeye ne kadar çok kıymet verir. Bu vazifeyi bana büyük bir zat verdi diye övünür ve seve seve, zevk ile yapmaya çalışır, değil mi? Allahü teâlânın büyüklüğü bu kimsenin büyüklüğü kadar değil midir de, İslam dininin emirlerini yapmaya böyle çalışılmıyor. Allahü teâlânın emirlerini yapmamak iki sebepten ileri gelir:
1- Allahü teâlânın emirlerine, yasaklarına inanılmamıştır.
2- Allahü teâlânın emirlerine önem verilmiyordur. Bu emirlerin büyüklüğünü, mevki sahibi kimselerin büyüklüğünden aşağı görmektedir. Her iki sebeple de ibadet etmemenin çirkinliğini düşünmemiz lazımdır.
Ey evladım! Yalancılığı çok defa görülmüş olan biri, düşman bu gece filan yerden baskın yapacak dese, idareciler, akıllılar, karşı koyma güçlerini düşünmez mi? O kimsenin yalancı olduğunu bildikleri hâlde, tehlike bulunan işlerde, ihtiyatlı, tedbirli, uyanık bulunmak lazımdır demezler mi?
Peygamber efendimiz tekrar tekrar, açıkça, âhıretin sonsuz azaplarını ve kurtuluş yolunu bildiriyor. Buna inanmıyorlar. İnanılsa da tedbir, kurtulma çaresi düşünmüyorlar. O hâlde Peygamber efendimizin sözlerine bir yalancının sözleri kadar kıymet vermemek nasıl bir imandır? İmanım var demek, Müslümanım demek, insanı kurtarmaz. Kalbin inanması, yakîn hasıl etmesi lazımdır.
Halbuki, yakîn nerede, zan bile yok. Belki vehim yani hayal bile değil. Çünkü tehlikeli zamanlarda vehim edilen şeye karşı da tedbir almak akıl icabıdır. Hucürat suresinin 18. âyetinde mealen, (Allahü teâlâ yaptıklarınızı hep görmektedir) buyurulduğu halde haramları yapıyorlar. Halbuki herhangi bayağı bir kimse bu çirkin işleri görecek olsa, belki görme ihtimali olsa, yapmaktan vazgeçerler. Bu hâlin iki sebebi olabilir: Ya Allahü teâlânın verdiği habere inanmıyorlar veya Allahü teâlânın görmesine önem vermiyorlar. Haramları bu iki sebeple de işlemek, imanı mı, yoksa inkârı mı gösterir?"
-

Sual: Her Müslümanın, kendine lazım olan din ve fen bilgilerini, bizzat kendisinin mi öğrenmesi yoksa din bilgilerini din adamlarının, fen bilgilerini de fen adamlarının mı öğrenmesi gerekir?Cevap:
Her Müslümanın, kendisine lazım olan ibadet ve kazanç ilimlerini öğrenmesi farzdır. Daha fazlasını öğrenmesi ise efdaldir yani iyi olur. Deylemi'deki hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibadet etmekten daha sevaptır.)
İman bilgilerini, Ehl-i sünnet itikadını kısaca öğrenmek, iyi ve kötü huyları öğrenmek farz-ı ayndır yani herkesin öğrenmesi farzdır. Abdesti, guslü, namazı, orucu ve haramları da her Müslümanın öğrenmesi farz-ı ayndır. Cenaze namazını, ölüye hizmeti, ticaret ve fen bilgilerini iyi öğrenmek farz-ı kifayedir yani lazım olan kimselerin öğrenmesi farz olup başkalarına farz olmaz. Fakat lüzumu kadar kimse öğrenmezse, bütün Müslümanlar büyük günaha girer. Mesela doktor olacak kimsenin lise ve tıp okuması farz olup, mühendis olacak kimsenin tıp okuması farz değildir. Suizan, iyi kimseyi kötü bilmek, gıybet, dedikodu, söz taşımak, yalan söylemek gibi şeylerin haram olduğunu öğrenmek, her mümine farz-ı ayndır. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
"Din bilgilerinden kendine lazım olanları öğrenmek farz-ı ayndır. Bundan fazlasını ve faydalı olan diğer bilgileri öğrenmek farz-ı kifayedir. Bir âyet ezberlemek, herkese farz-ı ayndır. Fatiha'yı ve üç âyet veya bir kısa sure ezberlemek vaciptir. Kur'an-ı kerimin hepsini ezberlemek farz-ı kifayedir. Kendine lazım olmayan fıkıh bilgilerini öğrenmek, hafız olmaktan daha iyidir. Başkalarına öğretmek için ilim öğrenmek, kendi işlemesi için öğrenmekten daha sevaptır."
***
Sual: Kendilerine tarikat ehli diyen bazı kimseler, fıkıh, ilmihal kitaplarına pek itibar etmiyorlar. Fıkıh, ilmihal bilgileri olmadan evliyalık olur mu?
Cevap:
Doğru bir iman yani Ehl-i sünnet itikadı olmaz, İslamiyet'in emirleri yapılıp yasaklarından sakınılmazsa, evliyalık hasıl olamaz. Bu konuda İmam-ı Mâlik hazretleri buyuruyor ki:
"Fıkıh bilgilerini öğrenmeyip tasavvufla uğraşan, dinden çıkar, zındık olur. Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmayan da bid'at sahibi, sapık olur. Her ikisini edinen hakikate varır."
Fıkıh bilgilerini doğru yazılmış ilmihal kitaplarından öğrenen, bunlarla amel eden ve tasavvufun zevkini alan kimse, kamil, olgun insan olur.
-
İman etmek, Muhammed aleyhisselâma tâbi olmaya başlamak, saâdet kapısından içeri girmek demektir. Allahü teâlâ Onu, dünyadaki bütün insanları saadete davet için gönderdi ve Sebe sûresinin 28. âyetinde meâlen;(Ey sevgili Peygamberim! Seni, dünyadaki bütün insanlara ebedî saadeti müjdelemek ve bu saadet yolunu göstermek için, beşeriyete gönderiyorum) buyurdu.
Muhammed aleyhisselâma uyan bir kimsenin, gün ortasında bir parça uyuması, Ona uymaksızın, birçok geceleri ibâdetle geçirmesinden, kat kat daha kıymetlidir. Çünkü kaylûle etmek, yani öğleden önce biraz yatmak âdet-i şerîfesi idi. Mesela, Onun dîni emrettiği için, bayram günü oruç tutmamak ve yiyip içmek, Onun dîninde bulunmayıp senelerce tutulan oruçlardan daha kıymetlidir. Onun dîninin emri ile fakire verilen az bir şey ki, buna zekât denir, kendi arzusu ile, dağ kadar altın sadaka vermekten daha efdaldir. Hazret-i Ömer, bir sabah namazını cemâat ile kıldıktan sonra, cemâate bakıp, bir kimseyi göremeyince, nerede olduğunu sordu. Yanındakiler dediler ki:
-Geceleri sabaha kadar ibâdet ediyor. Belki şimdi uyku bastırmıştır. Bunun üzerine hazret-i Ömer;
-Keşke bütün gece uyuyup da, sabah namazını cemâat ile kılsaydı, daha iyi olurdu, buyurdu.
İslamiyetten sapıtmış olanlar, sıkıntı çekip ve mücâhede edip, nefislerini körletiyor ise de, bu dîne uygun yapmadıklarından kıymetsizdir ve hakîrdir. Eğer bu çalışmalarına ücret hasıl olursa, dünyada birkaç menfaatten ibaret kalır. Hâlbuki, dünyanın hepsinin kıymeti ve ehemmiyeti nedir ki, bunun birkaçının itibarı olsun! Bunlar, mesela çöpçüye benzer ki, çöpçüler herkesten daha çok çalışır ve yorulur. Ücretleri de herkesten aşağıdır. İslamiyete tâbi olanlar ise, latîf cevâhir ve kıymetli elmaslar ile meşgul olan mücevherciler gibidir. Bunların işi az, kazançları pek çoktur. Bezen bir saatlik çalışmaları, yüzbinlerce senenin kazancını hasıl eder. Bunun sebebi şudur ki, İslamiyete uygun olan amel, Allahü teâlânın makbulüdür, ondan râzıdır ve çok beğenir.
Muhammed aleyhisselâma uyan bir kimsenin, gün ortasında bir parça uyuması, Ona uymaksızın, birçok geceleri ibâdetle geçirmesinden, kat kat daha kıymetlidir. Çünkü kaylûle etmek, yani öğleden önce biraz yatmak âdet-i şerîfesi idi. Mesela, Onun dîni emrettiği için, bayram günü oruç tutmamak ve yiyip içmek, Onun dîninde bulunmayıp senelerce tutulan oruçlardan daha kıymetlidir.
O hâlde, her mümine önce lazım, birinci farz olan şey, imanı, farzları, haramları öğrenmektir. Bunlar öğrenilmedikçe, Müslümanlık olamaz, iman elde tutulamaz. Hak borçları ve kul borçları ödenilemez. Niyet, ahlâk düzeltilemez ve temizlenemez. Düzgün niyet edinilmedikçe de, hiçbir farz kabul olmaz. Bunun için herkesin ilmihâl bilgilerini öğrenmesi lazımdır. Hadîs-i şerîfte;
(Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibâdet etmekten daha sevaptır) buyuruldu...
-
Sual: Bir Müslüman, hadis-i şerifleri öğrenerek, bunlara göre amel edebilir ve ibadet yapabilir mi?Cevap: Müctehit olmayan bir Müslüman, bir sahih hadis öğrenip, mezhep imamının buna uymayan hükmünü yapmak kendine ağır gelirse, bu Müslümanın, dört mezhep arasında, bu hadise uygun ictihat etmiş olan müctehidi arayıp bulması ve bu işini onun mezhebine göre yapması lazımdır. İmam-ı Nevevi hazretleri Ravdat-üt-talibin kitabında bunu uzun açıklamaktadır. Çünkü ictihat derecesine yükselmemiş olanların Kitap ve Sünnet’ten hüküm çıkarmaları caiz değildir.
Zamanımızda bazı kimseler, kendilerinin mutlak müctehit derecesine yükseldiklerini, Kitap ve Sünnet’ten hüküm çıkarabileceklerini ve dört mezhepten birine uymaya ihtiyaçları olmadığını söylüyorlar. Bozuk düşünceleri ile mezhepleri çürütmeye kalkışıyorlar. “Bizim gibi olan din adamlarının reylerine, görüşlerine uyamayız” gibi cahilce sözler söylüyorlar. Şeytanın vesvesesi ve nefislerinin tahriki ile üstünlük iddia ediyorlar. Böyle sözleri ile, üstünlüklerini değil, ahmaklıklarını ortaya koymuş olduklarını anlayamıyorlar.
Bunlar arasında, “Herkes tefsir okumalı, tefsirden ve Buhari’den hüküm çıkarmalıdır” diyenler de vardır. Böylelerini din adamı sanmaktan ve uydurma kitaplarını okumaktan çok sakınmalıdır.
Ameldeki dört mezhepten birini seçmeli ve ona sımsıkı sarılmalıdır.
***
Sual: Mezheplerin kolay hükümlerini toplayarak bunlarla amel etmek uygun olur mu?
Cevap: Mezheplerin kolaylıklarını araştırmak, yani mezhepleri telfik etmek caiz değildir. Telfik, mezheplerin kolaylıklarını toplayarak, yapılan bir işin bu mezheplerden hiçbirine uymaması demektir. Bir işi yaparken bir mezhebe uyduktan sonra, ayrıca diğer üç mezhebe de mümkün olduğu kadar uyulursa, buna takva denir ki, çok sevap olur.
***
Sual: Araplarla Yahudiler, nesep, soy olarak aynı kökten mi gelmektedirler?
Cevap: İbrahim aleyhisselam iki defa evlenmiştir. İlk hanımı hazret-i Sare veya Sara’dır. Bu hanımı, 70 yaşına geldiği hâlde çocuğu olmamıştı. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam, hazret-i Hacer ile evlendi ve bundan İsmail aleyhisselam doğdu. Hazret-i Sare de, Allahü teâlâya kendisine bir çocuk vermesi için dua etti. Allahü teâlâ, ona da bir çocuk ihsan etti ki, bu da İshak aleyhisselam idi. İsmail aleyhisselam Arapların, İshak aleyhisselam da İbranilerin, Yahudilerin ceddi, atası oldu. Yani Araplarla İbraniler, soy olarak aynı babadan, fakat ayrı analardan gelmektedirler.
-
Sual: Namazı huşu ile kılmak için ne yapmalıdır?Cevap: Süleyman bin Ceza hazretleri Ey Oğul ilmihalinde buyuruyor ki:
Namaza başladığın zaman, Hak teâlâ hazretlerinin gördüğünü ve Peygamber efendimizi karşında görür gibi, kemâl-i edeble namaza başla ki, namazın hakiki namaz olsun! Eğer vücudun namazda, kalbin başka yerde olursa, o namaz makbul namaz değildir. Böyle olunca, önce kelime-i temcid oku, yani (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm) de, sonra namaza başla!
Ezan-ı Muhammedi okununca “İsrafil aleyhisselam sûru üfürüyor” diye, abdeste kalkarken “Kabrimden kalkıyorum” diye, camiye giderken “Mahşer yerine gidiyorum” diye, müezzin ikamet edip cemaat saf saf olurlarken “Bu insan mahşer yerinde yüz yirmi saf olup, seksen safı, bizim Peygamberimizin ve kırk safı diğer Peygamberlerin ümmetleri olsa gerektir” diye, imama uyduktan sonra, imam Fatiha-ı şerifeyi okurken “Sağımda Cennet, solumda Cehennem, ensemde Azrail aleyhisselam, karşımda Beytullah, önümde kabir ve ayağımın altında sırat; acaba benim sualim kolay olur mu? Yaptığım ibadet, âhirette başıma taç, yanıma yoldaş ve kabrimde ışık olur mu? Yoksa kabul olmayıp, eski bez gibi yüzüme vurulur mu?” diye tefekkür etmek gerekir. (İslam Ahlakı s.243)
Allah’ın rızasını gözetmelidir
Sual: İnsanların kızacağı her işte, onları üzmemek için dediklerini yapmak mı gerekir?
Cevap: İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
İmam-ı Tirmizi (rahime-hullah) bildiriyor: Hazret-i Muaviye (radıyallahü anh), hazret-i Âişe’ye (radıyallahü anhâ) mektup yazarak nasihat yazmasını isteyince, cevap yazarak buyurdu ki:
“Allahü teâlânın selamı senin üzerine olsun! Resulullah’tan (sallallahü aleyhi ve sellem) işittim: (Bir kimse, insanların kızacakları şeyde Allah’ın rızasını ararsa, Allahü teâlâ onu insanlardan geleceklerden korur. Bir kimse, Allahü teâlânın kızacağı şeyde insanların rızasını ararsa, Allahü teâlâ onun işini insanlara bırakır) buyurdu.” (Mektubat Tercümesi s.148)
Müslümana kâfir demek
Sual: Müslümana kâfir diyen kâfir olur mu?
Cevap: Bir Müslümanı kötülemek için kâfir demek küfür olmaz. Kâfir olmasını isteyerek söylemek küfür olur. (Namaz Kitabı s.159)
-
Sual: Hep akılla konuşan, nakle önem vermeyen bir zamane hocası, (İnsan güzel görmese bir günahı işler mi? Herkes işlediği günahı beğenir, ondan zevk alır ve güzel görür. Şu hâlde inkâr etmediği sürece, severek, güzel görerek, beğenerek de olsa, en büyük günahı işlemek küfür olmaz) diyor. İbadete önem vermemek gibi, günahı güzel görmek de küfür değil midir?CEVAP
Elbette, farza önem vermemek küfür olduğu gibi, haramı güzel görmek de küfürdür. Din kitaplarında buyuruluyor ki:
Kur’an-ı kerim okurken kelimeyi bozacak şekilde tegannî etmek haramdır. Böyle tegannî edene, ne güzel okudun demekte küfür korkusu vardır. (Dürr-ül-muhtar 5/270)
İbni Âbidin hazretleri, burayı şerh ederken, (Tegannî eden hâfıza, “Ne güzel okudun!” diyen kâfir olur. Çünkü dört mezhepte de haram olan bir şeye, güzel diyen kâfir olur) buyuruyor. Çünkü harama güzel denmekle, Allah’ın çirkin, kötü olarak bildirdiği haramlar beğenilmiş, Allahü teâlâ yalanlanmış oluyor.
Dürr-ül-müntekâ kitabında buyuruluyor ki:
Kur’ân-ı kerimi ve ezanı tegannî ile okumak ve dinlemek haramdır. Burhâneddîn-i Mergınânî “rahmetullahi teâlâ aleyh” buyurdu ki: Kur’ân-ı kerimi tegannî ile okuyan hâfıza, “Ne güzel okudun!” diyenin îmânı gider. Kuhistânî hazretleri de, böyle yazmaktadır. (S. Ebediyye)
İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
İmamı Mâtürîdî, (Tegannî ile okuyan hâfıza, “Kur’ân-ı kerimi ne güzel okudun!” diyen kimse, kâfir olur) buyuruyor. Kadı Zahîreddîn-i Hârezmî de, (Tegannî dinleyen veya başka bir haram işi gören kimse, bunlara, “Ne güzel!” dese, imanı gider. Çünkü Allahü teâlânın emrine önem vermemiş olur. İslamiyet’e kıymet vermeyenin kâfir olacağını bütün müctehidler sözbirliği ile bildirmiştir) buyurmuştur. (M. 266)
Haramı beğenmek, (İyidir, güzeldir) demek küfürdür. (İçki içmek, zina etmek, gıybet etmek, müzik dinlemek iyidir, güzeldir) demek küfür olur. (Nefsimin hoşuna gidiyor) denebilir. Çünkü haramların çoğu, kâfir olan nefsimize tatlı gelir, hoşuna gider. Nefsimizin hoşuna gitmesi ayrı şeydir. O bizim elimizde değildir. Nefsin hoşuna giden harama, (Güzeldir, iyidir) demek küfür olur. Vesikalarını yukarıda bildirdik. Zamane hocalarına değil, muteber kitaplara itibar etmelidir.
-
Sual: Namazda Fâtiha’dan sonra zamm-ı sûre okurken nelere dikkat etmek gerekir?CEVAP
İbni Âbidin hazretleri buyurdu ki: Her namazda, ikinci rekâtta, birinciden üç âyet uzun okumak [Mesela, Kevser sûresinden sonra Kâfirun sûresini okumak] mekruhtur. İmamın aynı namazların aynı rekâtlarında, aynı âyetleri okumayı âdet edinmesi mekruhtur. (Yalnız kılanlar için de, her namaz için böyledir) denildi. Ara sıra başka âyet de okumalıdır. Birinci rekâtta okuduğunu, ikinci rekâtta da okumak tenzihen mekruhtur. Birincide Nas sûresini okumuşsa, ikincide tekrar okur. Çünkü tersine [yani Nas’tan önceki sûrelerden birini] okumak, daha kerihtir. İkincide, birinci rekâtta okuduğundan sonraki bir kısa sûreyi atlayarak, daha sonrakini okumak [Mesela Nasr sûresini okuduktan sonra Tebbet sûresini atlayıp İhlas’ı okumak] mekruhtur. Bir rekâtta, sırayla birkaç sûre okumak mekruh değilse de, bir sûre okumak efdaldir. İkincide, birincide okuduğundan önceki âyetleri veya sûreleri okumak mekruhtur. Kur’an-ı kerimi Mushaf’taki sırayla okumak, her zaman vacibdir. Bir kısa sûre kadar üç âyet okumak, bir uzun âyet okumaktan efdaldir. (S. Ebediyye)
Zamm-ı sûreleri Mushaf’taki sırayla okumak, Kur’an okumanın vaciblerinden olup, namazın vaciblerinden olmadığı için, tersine okununca secde-i sehv gerekmiyor. Unutarak ters okununca mekruh da olmaz.
Kuşlukta kaza kılmak
Sual: Kuşluk namazı kılmayı âdet edinen, sabah namazına kalkamayıp kuşluk vaktinde kaza etse, kuşluk namazı da kılmış olur mu?
CEVAP
Kuşluk vaktinde kaza kılmakla, kuşluk namazı da kılınmış olur. Ama sabah namazının sünnetini kılarken kuşluk namazına da niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınır.
Dualı sakal
Sual: (Dua okunarak bırakılan sakalı kesmek haramdır) deniyor. Ben sakal bırakırken dua edildi. Şimdi askere gideceğim. Sakalımı kestirmem haram olur mu?
CEVAP
Haram olmaz. Sakal bırakırken dua okutmak diye bir şey de yoktur. Bu âdet, sonradan çıkarıldı.
Berberlik günah mı?
Sual: (Erkeklerin sakalını kesen berber haram kazanıyor) deniyor. Doğru mudur?
CEVAP
Hayır, haram değildir.
-
Sual: Patronumun gözüne girmek için, sadece iş yerinde namaz kılıyorum. Eve gidince kılmıyorum. İş yerinde kılarken, olur ya belki işe yarar ümidiyle sahih olacak şekilde kılıyorum, yani namazı bozan bir şey yapmadan, Allah rızası için kılıyorum, ama patronun gözüne girmeyi de düşünüyorum. İş yerinde kıldığım namazlar, boşa mı gidiyor, yoksa şirk mi oluyor?CEVAP
Namaz, Allah rızası için kılınınca, karıştırılan riya, şirk olmaz, o namaz da, boşa gitmez. Müslüman, ibadetini Allah için yaparken ibadete riya karışabilir. Riya karışan ibadete, şirk denmez. İbadeti bir menfaat için yapmak da, şirk veya küfür değildir. Mesela hacca gidenin niyeti, para kazanmak, oradan ucuz mal getirmek olsa da, buna şirk denmez. Patronun gözüne girmeyi düşünsek bile, namaza dururken niyetimizi düzeltip, (Allah rızası için) diye niyet edince, namaz sahih olur.
Ticaret maksadıyla hacca gidenin, hiç ibadet niyeti yoksa, riya olur. Ticaret niyeti yanında, ibadet niyeti de olursa, ibadet niyeti çok olursa, sevap hâsıl olur. Allahü teâlânın rızası için, namaza başlanırsa, sonradan hâsıl olan riyanın zararı olmaz. Riya ile başlanan farzlar, sahih olur, ibadet borcu ödenmiş olursa da, sevabı olmaz. İbadet yaparak Allahü teâlâdan, dünya çıkarlarını istemek, riya olmaz.
Yağmur duasına çıkmak böyledir. İstihare yapmak da, böyledir. Ücretle imamlık ve Kur’an kursu hocalığı yapmak, sıkıntıdan, hastalıktan ve fakirlikten kurtulmak için âyet-i kerime okumak da böyledir. Bunlarda hem ibadet, hem de menfaat niyetleri bulunmaktadır. İbadet niyeti hiç bulunmazsa riya olur. İbadet niyeti çok olursa, sevap hâsıl olur. İbadetlerini başkalarına göstermek, onlara öğretmek ve teşvik etmek niyetiyle olursa, yine riya olmaz, hattâ çok sevap olur. Allahü teâlânın rızası için namaza durup, namazı bitirinceye kadar hep dünya işlerini düşünürse, namazı yine sahih olur. (İslam Ahlakı)
Vitri önce kılmak
Sual: Yatsının sünnetini kıldıktan sonra, unutup farzı kılmadan vitri kıldım. Sonra yatsının farzını kıldım. Kıldığım vitri iade etmem gerekir miydi?
CEVAP
Vitri, kasten yatsının farzından önce kılmak sahih olmaz, ama unutarak kılınınca, vitri iade etmek gerekmez. Unutmak burada özür oluyor. (Mecmua-i Zühdiyye)
-
Sual: Hanefî mezhebindeki bir kimse, yaptığı ibadetlerin sevabını, ölü diri herkese bağışlayabilir mi?
CEVAP
Evet bağışlayabilir. İbadetler üç kısımdır:
1- Zekât, sadaka ve kefaretler gibi, yalnız malla yapılan ibadetlerin sevabını ölü diri herkese bağışlamak caizdir.
2- Hac gibi, hem beden, hem malla yapılan ibadetlerin sevabını bağışlamak caizdir.
3- Yalnız bedenle yapılan namaz, oruç, tesbih, tehlil, tahmid ve Kur’an-ı kerim okumak, dua etmek gibi ibadetlerin sevabını bağışlamak da caizdir. Bir kimse, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, mesela namaz, oruç, sadaka, Kur’an-ı kerim okumak, hac, umre, evliyanın kabrini ziyaret ve ölüye kefen vermek gibi ibadetleri yaparken sevabını ölü diri, başkasına hediye etmeye niyet edebilir. (Etfal-ül müslimin)
Bir kimse, farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, sevabını, ölü diri, herkese hediye edebilir.
Tatarhaniyye fetva kitabında, (Sadaka veren kimse, sevabının bütün müminlere verilmesi için niyet ederse, kendi sevabından hiç azalmadan, bütün müminlere de sevabı erişir) buyuruldu. (Redd-ül-muhtar)
Bütün sevaplar hediye edilebilir
Sual: Bir kimse, kıldığı namazlardan, tuttuğu oruçlardan, verdiği zekâtlardan, evliya kabirlerini ziyaret etmekten, birine verdiği ödünç paradan, ilim öğrenmekten, mesela ilmihâl okumaktan, Ehl-i sünnet kitaplarını başkalarına ulaştırmaktan kazandığı sevapları, kısacası hayatta kazandığı farz veya nafile bütün sevabları ölü diri herkese bağışlayabilir mi?
CEVAP
Evet, hepsini bağışlayabilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz. Ancak bunların duası yapılmak üzere başkasına bildirilmez. Mesela (40 yıldır kıldığım namazların, tuttuğum oruçların, okuduğum ilimlerden hâsıl olan sevapların duasını yapar mısınız?) demek âdet olmamıştır. Yadırganacak şeyler yapmamalı. Sevap bağışlamak ayrı, bunların dualarının yapılması için birine hediye etmek ayrıdır.
Uzun pantolon
Sual: Erkeklerin, pantolonu ayaklarını örtecek kadar uzatmaları caiz midir?
CEVAP
Mekruh olduğu S. Ebediyye’de yazılıdır. Kadınların da, kıyafetinin yerde sürünecek kadar uzun olması uygun değildir.
CEVAP
Evet bağışlayabilir. İbadetler üç kısımdır:
1- Zekât, sadaka ve kefaretler gibi, yalnız malla yapılan ibadetlerin sevabını ölü diri herkese bağışlamak caizdir.
2- Hac gibi, hem beden, hem malla yapılan ibadetlerin sevabını bağışlamak caizdir.
3- Yalnız bedenle yapılan namaz, oruç, tesbih, tehlil, tahmid ve Kur’an-ı kerim okumak, dua etmek gibi ibadetlerin sevabını bağışlamak da caizdir. Bir kimse, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, mesela namaz, oruç, sadaka, Kur’an-ı kerim okumak, hac, umre, evliyanın kabrini ziyaret ve ölüye kefen vermek gibi ibadetleri yaparken sevabını ölü diri, başkasına hediye etmeye niyet edebilir. (Etfal-ül müslimin)
Bir kimse, farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, sevabını, ölü diri, herkese hediye edebilir.
Tatarhaniyye fetva kitabında, (Sadaka veren kimse, sevabının bütün müminlere verilmesi için niyet ederse, kendi sevabından hiç azalmadan, bütün müminlere de sevabı erişir) buyuruldu. (Redd-ül-muhtar)
Bütün sevaplar hediye edilebilir
Sual: Bir kimse, kıldığı namazlardan, tuttuğu oruçlardan, verdiği zekâtlardan, evliya kabirlerini ziyaret etmekten, birine verdiği ödünç paradan, ilim öğrenmekten, mesela ilmihâl okumaktan, Ehl-i sünnet kitaplarını başkalarına ulaştırmaktan kazandığı sevapları, kısacası hayatta kazandığı farz veya nafile bütün sevabları ölü diri herkese bağışlayabilir mi?
CEVAP
Evet, hepsini bağışlayabilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz. Ancak bunların duası yapılmak üzere başkasına bildirilmez. Mesela (40 yıldır kıldığım namazların, tuttuğum oruçların, okuduğum ilimlerden hâsıl olan sevapların duasını yapar mısınız?) demek âdet olmamıştır. Yadırganacak şeyler yapmamalı. Sevap bağışlamak ayrı, bunların dualarının yapılması için birine hediye etmek ayrıdır.
Uzun pantolon
Sual: Erkeklerin, pantolonu ayaklarını örtecek kadar uzatmaları caiz midir?
CEVAP
Mekruh olduğu S. Ebediyye’de yazılıdır. Kadınların da, kıyafetinin yerde sürünecek kadar uzun olması uygun değildir.
-
Sual: İstimna nedir? CEVAP
İstimna, mastürbasyon demektir. Bu da, ne şekilde olursa olsun, kendi kendini tatmin ederek orgazma ulaşmak demektir.
Bu iş, zevk için olursa haramdır. Sükunet bulmak, rahatlamak için olursa caiz, zina tehlikesi olursa, vacib olur. Demek ki, sırf zevk için mastürbasyon günahtır. Ama; insan sıkılmıştır, erkeklerde olur, boşalma ihtiyacı duyar, o zaman caiz olur, günah olmaz.
Kadın için veya erkek için zina tehlikesi varsa, o zaman mastürbasyon vacibdir, yani orgazma ulaşıp o sıkıntıdan kurtulmalıdır.
Mastürbasyon yapılıp meni gelince, gusül gerekir, orucu da bozar.
Kadınlarda meni gelmesi daha zor olur. Meni gelmez de, mezi denen akıcı sıvı gelirse gusül gerekmez. Meni, titreyerek gelir, kasılmalar olur. Gelenin mezi mi, yoksa meni mi olduğu bu şekilde de, anlaşılabilir.
Sual: Bir erkeğin haramdan korunması için, mastürbasyon veya başka ne yapması gerekir?
CEVAP
Böyle bir sebeple, mastürbasyon caiz olmaz. Harama bakmamak için en uygun çare, namazı doğru kılmaktır. Harama bakmanın zararı bilinmelidir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yabancı kadını görüp, azab-ı ilahiden korkarak, başını ondan çevirene Allahü teâlâ ibadetin tadını duyurur.) [Hakim]
(Neresine olursa olsun, kadına şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülecek, sonra Cehenneme atılacaktır.) [M. Enhür]
(Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyheki]
Sual: İstimna, rahatsızlığı gidermek için caiz oluyor. Peki, rahatlayınca zevk hasıl olmuyor mu?
CEVAP
Zevk almak için istimna günahtır. Ama çok rahatsız olunca, sakinleşmek için boşalmak günah olmaz. Boşalırken elbette zevk alınır. Zina tehlikesi olunca da öyle. Yani o zaman da zevk alınır. Fakat zina önlenmiş olduğu için günah olmuyor. Dinimiz her kötülüğü önleyici ruhsatlar vermiştir.
Sual: Sükunet bulmak için istimna caizdir. Sükunet nedir?
CEVAP
Rahatsız edici olan şehvetin giderilmesidir. Her şehvetin giderilmesi değildir.
Sual: Kadınların istimna hükmü, erkeklerin ki gibi mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Mastürbasyon orucu bozar mı, bozarsa kaza mı kefaret mi gerekir?
CEVAP
Orucu bozar, sadece kaza gerekir. Bir Ramazanda iki defa mastürbasyon yapana kefaret de gerekir. Çünkü Ramazanın bir gününde, kaza gereken bir şey yaparak orucunu bozan kimse, başka gününde de bu şeyi kasıtla yine yaparsa, kefaret de gerekir.
Sual: Mastürbasyonun kimseye zararı olmadığına göre niye haram ki?
CEVAP
Dinimiz, bir şeyi haram etmişse, haramdır. Haramsa, niye haram denmez. Besmelesiz kesilen kuzu eti de haramdır. Mutlaka bir kimseye zararı olması gerekmez.
Mastürbasyon, iktidarsızlığa ve erken boşalmaya da sebep olmaktadır.
İmam-ı Kurtubi hazretleri buyuruyor ki:
(Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini, [zina, livata, mut’a nikahı, hayvana tecavüz, mastürbasyon gibi meşru olmayan her şeyden] korurlar. Doğrusu bunlar [helal olan eşleri ile beraber oldukları için] yerilemez, ayıplanmazlar. Şu halde, bunun ötesine gitmek isteyen, [zina, livata ve mastürbasyon yapan, muvakkat nikah yapan, hayvana tecavüz eden, meşru yolun dışına çıkmakla] haddi aşmış olur.) [Müminun 5-7] (Cami-ul-Ahkam) (Bu âyet-i kerimeler, Medarik tefsirinde de aynı şekilde açıklanmıştır.)
Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Elini nikah eden [Ne şekilde olursa olsun, mastürbasyon yapan] lanetlenmiştir.) [İ. Baverdi]
-
Sual: Toplanan helal ve çeşitli haram paralarla cami yaptırılır mı? Haram para hayra sarf edilir mi? Haram parayı verene, Allah razı olsun denir mi?
CEVAP
Birgivi vasiyetnamesi şerhi'nde, (Bir kimse, elindeki kati haram olan maldan sadaka verse, sevab umsa, alan fakir, haramdan olduğunu bilerek, verene Allah razı olsun dese, veren de veya başka bir kimse de âmin dese, hepsi kâfir olur) deniyor. İbni Abidin hazretleri burada, (Haram olduğu bilinen belli malla cami yaptırmak ve başka hayır yaptırmak ve bunlara karşılık sevab beklemek de küfürdür) buyuruyor. (S. Ebediyye)
CEVAP
Birgivi vasiyetnamesi şerhi'nde, (Bir kimse, elindeki kati haram olan maldan sadaka verse, sevab umsa, alan fakir, haramdan olduğunu bilerek, verene Allah razı olsun dese, veren de veya başka bir kimse de âmin dese, hepsi kâfir olur) deniyor. İbni Abidin hazretleri burada, (Haram olduğu bilinen belli malla cami yaptırmak ve başka hayır yaptırmak ve bunlara karşılık sevab beklemek de küfürdür) buyuruyor. (S. Ebediyye)
-
CEVAP
Takva olmaz, vesvese olur. Hazret-i Ömer’in, (Bizler harama düşmek korkusuyla helallerin onda dokuzundan kaçındık) sözü, bu hususların dışındaki haramlar içindir. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Haram olma şüphesi olan şeylerden de sakınmalı; çünkü hadis-i şerifte, (Şüphelilerden sakınan, dinini, ırzını korumuş olur. Şüphelilerin etrafında dolaşan, harama düşebilir) buyuruldu; fakat yiyecek ve içeceklerde şüphe edip yememek, takva değil, vesvesedir. Mesela dinimiz, (Haram olduğu bilinmeyen şeyleri yiyin) buyurur. [Belki o haramdır; ama biz bilmediğimiz için günah olmuyor.] (Haram olduğu bilinmeyenleri yemeyin) buyurmuyor. Çünkü bunu her zaman tespit etmek imkânsızdır. Resulullah efendimiz bir müşrikin, Hazret-i Ömer de, bir Hıristiyan’ın [belki de necis olan] testisinden abdest almıştır. Eshab-ı kiram, gayrimüslimlerin verdiği suları içerler, onların sattığı et, peynir gibi gıdaları alırlardı. Hâlbuki pis, necis olan şeyleri yemek haramdır. Kâfirler ise ekseriya pis olur. Elleri, kapları şaraplı olur. Hayvanı Besmelesiz keserler. Eshab-ı kiram, bunlara rağmen, necis olduğunu kesin bilmedikleri için, vesvese etmeyip, bu çeşit gıdaları yerlerdi. (İhya)
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Kâfirlerin yiyecek ve içeceklerinden sakınmak değil, bu halden kurtulmak, ihtiyattır. (3/22)
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
Çok okunan yazılar
-
Sual: İstimna nedir? CEVAP İstimna, mastürbasyon demektir. Bu da, ne şekilde olursa olsun, kendi kendini tatmin ederek orgazma ulaşmak de...
-
Sual: (Tütsü yakmak bâtıl bir inançtır. Tütsü son 15 yıldır bizim ülkemizde yaygınlaştı. Budizm inancında vardır. Ayrıca, tütsü yakılan ev...
-
Sual: Âyet ve hadisle, kıyametten önce çıkacağı bildirilen Dabbe-tül-arz isimli hayvan için, (Dabbet-ül-arz konuşacağına göre, telefon, rady...
-
Sual: Gelin ve damadın kendileri de orada bulunuyorsa, dini nikâhları nasıl kıyılır? CEVAP Hanefî mezhebine göre, Müslüman bir erkek, Müsl...
-
Sual: Ananeye, modaya uymak faydalı mıdır, yoksa nefisimizin tuzaklarından biri midir? İnsanların Müslüman olmalarına neler engel olmaktadır...








