BREAKING NEWS
Yaşam

728x90

header-ad

468x60

header-ad
Nefsle cihadın önemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nefsle cihadın önemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nefse zulmetmek nedir?

Sual: (Nefsinize zulmetmeyin) ne demektir? Nefsimiz Allah’ın düşmanı olduğuna göre nefse zulmetmek gerekmez mi?
CEVAP
Nefs kelimesinin, ruh, can, kan, benlik, iç, kalb, büyüklük, yücelik, irade gibi birçok manası vardır; fakat daha çok iki anlamda kullanılır:
Birincisi, dine uymayan isteklerin kaynağı olarak kullanılır. Bunanefs-i emmare de denir. Bu nefs, Allahü teâlânın ve kendimizin düşmanıdır. Bir hadis-i şerif meali:
(Senin en büyük düşmanın, seni çepeçevre kuşatan nefsindir.)[Deylemi]

Allah düşmanı olan nefse zulmetmek için, yani onun zararlarını önlemek için, dinimizin emrine tam uymak ve bu nefsi kötü bilip her zaman aşağılamak gerekir. Bir hadis-i şerif meali:
(Nefsini zelil eden, dinini aziz etmiş, nefsini aziz eden de dinini aşağılamış olur.) [Ebu Nuaym]

İkincisi, bir şeyin özü, kendisidir, kişidir. Mesela, Kur’an-ı kerimde,(Her nefs, ölümü tadıcıdır) buyuruluyor. İşte, (Nefsinize zulmetmeyin) ifadesindeki nefs, bu nefstir. Yani kendimizdir.(Kendinize zulmetmeyin) demektir. Çok yiyip şişmanlamayın veya çok az yiyip perişan olmayın demektir. Ne çok uyumalı, ne de hep uyanık kalmalı. Yani bedenimizin ihtiyaçlarını da ihmal etmemeli demektir. Bir hadis-i şerif meali:
(Din kolaylıktır. Dinde aşırı gideni, din mağlup eder.) [Nesai]

Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri de buyuruyor ki:
(Helal olan elbiseleri, yemekleri ve şerbetleri lüzumu kadar kullanın! Çeşitli, lezzetli yemeklerle ve tatlı, soğuk şerbetlerle bedeninizi, nefslerinizi rahat ve hoş tutun!)

Peygamber efendimizin ve İslam âlimlerinin bu bildirdiği hususlara uymak niyetiyle yapılırsa, bunlar da ibadet olur, sevab olur. Böylece kendimize de zulmetmemiş oluruz.

Fani olmak

Sual: İnsanın arkadaşında, hocasında, Resulullah’ta ve Allahü teâlâda fâni olması ve fena-yı kalb, fena-yı nefs ve beka-billâh ne demektir?
CEVAP
Fani olmak, yok olmak demektir. Yani kendisinde hiçbir varlık görmemesi, yok olduğu zatın emrini, isteğini kendisine tercih etmesi demektir. Yani (Ben yokum, o var) diyebilmek ve buna göre yaşayabilmektir. Kısaca şöyle:

Fena-fil-ihvan:
Arkadaşında yani mümin kardeşinde fani olmak demektir. Onu çok sever. Her hususta onu kendine tercih eder, malını ve canını ondan esirgemez. Maddi bir ihtiyacı olduğuna kendi ihtiyacını hiç düşünmeden yardım eder. Özür dileyince haklı olsak bile özrünü kabul eder. Ona karşı vefalı olur, kusuru var diye terk etmez, ondan kesinlikle bir menfaat veya hizmet beklemez, aksine ona hizmet etmek için arkadaşlık yapar. Arkadaşta fani olmadan, fena-fiş-şeyhe kavuşulmaz. Hocasında fani olmadan fena-fir-resule ve fena-fillaha kavuşmak imkânsızdır.


Fena-fiş-şeyh:
İnsanın dinini öğrendiği hocasını çok severek onda fani olması demektir. Bunun için de, her hususta onun arzu ve isteklerine tâbi olması, iradesini, isteğini onun eline bırakması, ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi olması, kendi aklı almasa bile ona hiçbir işinde muhalefet etmemesi demektir. Bu olmadan, fena-fir- resule kavuşulamaz.

Fena-fir-resul:
Resulullah efendimizi çok sevmek ve onda fani olmak demektir. Her müminin, Peygamberimizi malından ve canından daha çok sevmesi gerekir. Bu sevgisinin bir alameti, sünnetleri yapıp mekruhlardan kaçınmaktır. Bir mümin, bütün bunlara tabi olduktan sonra, mubahlarda da ne kadar Ona uyarsa, o derece kâmil ve olgun bir müslüman olur. Allahü teâlâya, o derece yakın, yani sevgili olur. Bu olmadan, fena-fillaha kavuşulmaz.

Fena-fillah:
Allahü teâlâyı her şeyden, canından, malından çok sevmektir, kalbden mâsivayı yani Allahü teâlâdan başka her şeyi çıkarmak, tek arzusunun Allahü teâlânın rızasını kazanmak olması demektir. Kalbden mâsiva çıkınca, oraya marifetullah girer. Marifetullah, Allahü teâlâyı tanımaktır. İnsan bu dereceye kavuşunca, ömrü boyunca, Allahü teâlâdan başka şeyleri hatırlamak istese bile hatırlayamaz.


Beka-billah:
Allahü teâlânın kulunu sevmesi demektir.


Fena-yı kalb:
Mahlûkların [yaratılmışların] varlığını, sevgisini kalbden çıkarmak, kalbin Allahü teâlâdan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi, unutması demektir.


Fena-yı nefs:
İnsanın kendine ve başkalarına bağlılığının kalmaması, benliği unutup, bırakması, yani Allahü teâlâdan başka hiç bir şeyi sevmemesi demektir.


İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kâmil ve mükemmil [yetişmiş ve yetiştirebilen] bir zat ele geçerse, bütün arzuları, istekleri, onun eline bırakmalı, ölü yıkayıcının elinde, teneşirdeki ölü gibi olmalıdır. Önce 
fena-fiş-şeyh’dir. Bu, sonra fena-fillah haline döner. [Yani tasavvuf yolunun sonuna ermiş ve başkalarını da erdirmek için geri dönüp, herkes gibi görünen kâmil zata teslim olmalı. Önce, kendini onda yok etmeli, yani kendine değil, ona uymalı. Böyle olan kimse, yavaş yavaş, Allahü teâlâda yok olur. Yani kendi arzuları aradan kalkıp, Allahü teâlânın iradesiyle hareket eder. Kendi iradesi kalmaz.] (1/61)

Bir kimseyi seviyorum deyince, ona karşı mecazi muhabbeti olduğu anlaşılır. Cahil ve bid’at sahibi, salih ve sadık her müslüman, Resulullahı böyle sevmektedir. Müslüman olmak için de, bu kadar muhabbet kâfidir. Feyz getiren hakiki sevginin hâsıl olması için, onun sözlerini, işlerini, hallerini ve ahlakını öğrenmesi ve bunları sevmesi lazımdır. Sevilene itaat edilir. Her şeyde ona tabi olunur. Hakiki sevgi pek çok olursa, sevdiğinden başka her şeyi unutur. Bu unutmaya fena-yı kalb denir. Hatta kendini de unutur. Kendini de unutmaya fena-yı nefs denir. Böylece, fena hâsıl olunca, yani bir Ârif böyle çok sevilince, onun kalbine Resulullah efendimizden gelmiş olan feyzler, ilahi marifetler, nurlar, sevenin kalbine akarak, hakiki ihlâsa kavuşur. Böylece hakiki ibadet yapmak nasip olarak, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşur. Bundan sonra fena-fir-resul hâsıl olur. Yani Resulullahı hakiki muhabbetle severek, feyzleri doğruca Onun mübarek kalbinden alır. Artık, vesileye ihtiyaç kalmaz. (S. Ebediyye)

Fena-yı kalb hâsıl olunca, kalbde mahlûklara ait düşünce kalmaz; fakat beyinden gitmez. Fena-yı nefs olunca, beyinden de gider. Bunu ancak tasavvuf ehli anlar. (Mekatib-i şerife)

Nefsle cihadın önemi


Sual: Resulullahın ve Eshabı kiramın nefsleri itminana kavuştuğuna göre, (Küçük cihaddan döndük, nefsle olan büyük cihada başladık) hadisindeki nefsle olan cihad nedir?

CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Nefs mutmainne olunca, kıl kadar azgınlık, taşkınlık yapmaz. İslamiyet’e tam teslim olmuş, her kötülüğü yok olmuştur. Sahibi için kendini yok etmiştir. Böyle olan nefsin İslamiyet’e uymaması, imkânsızdır. Nefs Allahü teâlâdan, Allahü teâlâ da ondan razı olunca, artık taşkınlık, azgınlık yapamaz. Azgın olandan razı olunmaz. Allahü teâlânın razı olduğu nefs, razı olmayacak bir şey yapabilir mi?

Hadis-i şerifte bildirilen büyük cihad, bedene, cesede karşı yapılan cihaddır; çünkü insanın bedeni, su, ateş, toprak ve hava gibi birbirine zıt olan dört türlü maddeden yapılmıştır. Her çeşit madde, başka şeyler istemekte ve başka şeylerden kaçmaktadır. İnsanın şehvani istekleri, bedenden doğmaktadır. Gazap etmesi, istememesi de, bedenden ileri gelmektedir. İnsanda bu cihadın sonu olmaz. Nefsin itminana ermesi, bu cihadı ortadan kaldırmaz. Kalbin vilayet makamına kavuşmasıyla, bu cihad yok olmaz. İnsanda bu cihadın bulunması, çeşitli faydalar sağlamaktadır. Böylece beden temizlenir. Ahirette yüksek derecelere kavuşur. Dünya hayatında beden kalbe tâbidir. Ahirette iş bunun tersinedir. Orada kalb bedene tâbi olur. İnsan ölünce ahiret hayatı başlar. Bu cihad biter. (2/50)

Buradaki büyük cihad, insanın huyunu, İslam ahlakına uygun şekilde, düzeltmeye çalışmasıdır. (Can çıkar huy çıkmaz) sözü doğrudur, yani huy tamamen yok olmaz; fakat terbiye edilebilir. Yani insan İslam ahlâkıyla ahlâklanırsa, huyunu iyi yerde kullanır. Mesela sert mizaçlıysa, bunu iyi yerde kullanır. Kötü kimselere karşı mücadele eder. İnsan huysuzsa, mutlaka o huysuzluk bir gün çarpar, ya bir kalb kırar yahut da birine bir hakaret eder, o zaman da kazandıklarının hepsi gider.

Kötü huy felakettir. Mesela şu iki kötü huy kimde varsa çok fenadır. Biri inat, biri de kibirdir. Ben haklıyım, benim görüşüm doğru demek ve kendini başkasından üstün görmek... Bunlar kâfirde varsa, Müslüman olmasına engeldir. Şayet Müslümanda varsa, son nefeste imansız gitmesine sebep olur.

Huy terbiyesi çok zordur. Peygamber efendimiz, (Ben güzel ahlâkı tamamlamak, anlatmak için gönderildim) buyuruyor. Yani huyunuzu düzeltmek için geldim diyor.

Peygamber efendimizin en büyük mucizelerinden birisi, bütün işlerinin, hareketlerinin, huylarının, hep ortada olmasıdır. En güzel ahlâk da, aşırı uçlardan uzaklaşarak hep orta yolda olmaktır. Mesela, korkak olmak da, çok atılgan olmak da iyi değildir. En iyisi, ikisinin ortasıdır yani cesur olmak; ama gerektiğinde tehlikelerden de kaçmaktır. Her şeyin ortasını yakalayan, bulan, yalnız Peygamber efendimizdir. Biz ortayı bulamayız; ama ortalamasını bulmaya çalışmalıyız. Tam ortasından olmasa da, ortalamadan giden yani mümkün olduğu kadar tam ortaya yakın hareket etmeye çalışan kurtulur.