24 saat radyo yayını

  • Allah'ı tanımak

    Sual: (Allah’ı tanıyan kurtulur) deniyor. Çoğu, dua ediyor. Dua edenler Allah’ı tanımamış mı oluyor? Allah’ı tanımak ne demektir?
    CEVAP
    Allah demekle, dua etmekle, Allah tanınmış olmaz. Mesela, Ehl-i kitap da Allah diyor veya bid’at fırkaları da Allah diyor. Selefiler, (Allah gökte) diyor. Bazı kimseler de, tabiatı yaratıcı bilip, sıkışınca Allah diyorlar. Allahü teâlânın tek yaratıcı ve mutlak kudret sahibi olduğuna inanmıyorlar. Bunlar Allah’ı tanımış olmuyorlar.

    Tanımak, önce Amentü’deki altı esasa dinimizin bildirdiği şekilde inanmakla olur. İkincisi, sevmek ve itaat etmek şarttır. Onun emir ve yasaklarına meydan okuyan, inkâr eden, Onu tanımış olmaz. Söz dinlemeyenin, mesela haramlardan kaçmayıp ibadetleri yapmayanın, (Ben Allah’ı iyi tanıyorum) demesi, yalancılık olur.

    Mektubat-ı Rabbani
    Sual: Anlamasak da, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ını okumamız gerekir mi?
    CEVAP
    Elbette, okumak çok faydalıdır. Mektubat’ı severek okumak, kalbden dünya sevgisini çıkarır. Hattâ Mektubat’a tâbi olanları, Cehennem ateşinin yakmayacağı kendisine bildirilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

    Bir gün amellerimdeki kusuru görme hâli beni kapladı. Büyük bir pişmanlık ve kırıklık içindeyken, (Allahü teâlâ için alçalanı, Allahü teâlâ yükseltir) hadis-i şerifini hatırladım. Sonra, (Seni ve kıyamete kadar seninle vasıtalı ve vasıtasız olarak tevessül edenleri mağfiret ettim) nidası geldi. Kıyamete kadar, vasıtalı ve vasıtasız olarak bizim yolumuza gireceklerin hepsini bana gösterdiler. İsimlerini, soylarını ve memleketlerini bildirdiler. İstesem, hepsini tek tek sayarım. Hepsini bana bağışladılar. (Makamat-i Ahmediye)

    Bu müjdeye kavuşmak için Mektubat-ı şerifi okumalı ve öğrenilenlerle amel etmelidir.

    İmama yetişemeyen
    Sual: Cemaatle namaz kılarken, cemaatin de okuduğu yerlerde imama yetişemeyen, mesela ilk oturuşta, Ettehıyyatü’yü okumadan imam ayağa kalksa veya son oturuşta, Ettehıyyatü’yü bitirmeden imam selam verse imama uymamız gerekir mi?
    CEVAP
    İlk oturuşta da, son oturuşta da, Ettehıyyatü’yü bitirmek gerekir.

    Sünnetli doğan
    Sual: Doğuştan sünnetli olan bir çocuğu, sünnet diye bir miktar kesip kanatmak gerekir mi?
    CEVAP
    Hayır, gerekmez. Sünnetli doğana yanlış olarak (Peygamber sünneti) diyorlar. Bu yanlıştır. Peygamber efendimiz, sünnetli doğmamıştır. Sünnetli doğmak noksanlıktır.

     

    Devamı için tıklayınız
  • İslam harfleri

    Sual: Arap harfleri denilen Kur’an harfleri İslam harfleri midir?
    CEVAP
    Elbette İslam harfleridir. Türkiye’deki seyyidler, Arap oldukları hâlde, Kürtçe konuşmaları Kürt olmalarını gerektirmediği gibi, Arapların İslam harflerini kullanmaları, Arap harfleri olmalarını gerektirmez. İslam harflerini, bin yıl boyunca, Türkçe konuşan Osmanlılar da kullanmıştır. Farsça konuşan İran da, İslam harflerini kullanmaktadır. Daha başka ülkelerde de, İslam harfleri kullanılmaktadır. Kur’an-ı kerim harflerinin İslam harfleri olduğuna dair birkaç vesika şöyledir:

    1- Üç hadis-i şerif meali şöyledir:

    (Allahü teâlâ Arş’ı yaratınca, üzerine Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulallah yazdı.) [İ. Rafii]

    (Allahü teâlânın Levhi mahfuzda yazdığı ilk şey, Bismillâhirrahmanirrahimdir.) [Deylemî]

    (Yer gök yaratılmadan iki bin yıl önce, Cennetin kapısında Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah yazılmıştır.) [İ. Neccar]

    2- Âdem aleyhisselam Cennetteyken, Cennetin her yerinde ve Arş üzerinde, (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah) yazılı gördü. Muhammed aleyhisselamın, Allahü teâlânın en sevgili kulu olduğunu, bundan anlamıştı. Bunlar, İslam harfleriyle yazılıydı. O harfler, insan yapısı değildir. Dünya ve Âdem aleyhisselam yokken, o harfler vardı. Bütün kitaplar ve sahifeler, İslam harfleriyle gönderilmiştir. (Mir’at-ül-Haremeyn)

    3- Âdem aleyhisselam ve her şey, Muhammed aleyhisselamın şerefine yaratılmıştır. Arş, gökler ve Cennetlere, İslam harfleriyle mübarek ismi yazılmıştır. (Mevahib-i ledünniyye)

    4- Hud aleyhisselama gelen kitap da, İslam harfleriyle idi. (Hadika, Letaif-ül-işarat)

    5- Mushaf’ı hiç okumayıp, hayır ve bereket için evde bulundurmak sevabdır. Bir kâfirin ismini yazıp, buna hakaret edilmez, çünkü İslam harflerine hürmet gerekir. (F. Hindiyye)

    6- Levh-i mahfuzda, ilk yazılan, Besmele’dir. Âdem aleyhisselama ilk gelen, Besmele’dir. Cennet davetiyesinin imzası Besmele’dir. (S. Ebediyye)

    * * *
    Sual: Cuma günü öğle ezanıyla imam selam verinceye kadar olan zamanda alışveriş yapmak mekruhtur, ama iş gereği, dükkânı kapatamıyoruz. Cuma namazı farz olmayan çocuklar alışveriş yapsa caiz olur mu?
    CEVAP
    Evet, caiz olur.

    * * *
    Sual: Çay daveti olan bir yere, tanıdık diye davetsiz gidenin orada yiyip içtiği haram olur mu?
    CEVAP
    Kapıdan girerken buyur denmişse izinli girilmiş olur. İkram edileni yiyip içmek caiz olur.

     

    Devamı için tıklayınız
  • Borcunu geciktirmek

    Sual: Bir arkadaşa verdiğim ödünç parayı almak için çok sıkıntı çekiyorum. Verme imkânı olduğu hâlde, alışkanlığından mıdır nedir, kaç kere istedimse de vermiyor, her gün bir başka güne erteliyor. Hep oyalıyor. Borcu yokmuş gibi davranıyor. Oğlu da, babası gibi herkesten para almış, vermiyormuş. Acaba bu kötü huyun, irsiyetle [kalıtımla] ilgisi var mıdır?
    CEVAP
    Soya çekenler olabilir, ama (Babam borcuna sâdık değil, ben de onun gibi yapmalıyım) demek çok yanlış olur. Verme imkânı olduğu hâlde, borcunu geciktirmek günahtır, zulümdür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Bir kimse, imkânı olduğu hâlde, borcunu geciktirirse, [borcunu verinceye kadar] her gün amel defterine zulmetme günahı yazılır.) [Taberani]

    (Ödememek niyetiyle borçlanan, Kıyamete hırsız olarak gelir.) [İbni Mace]

    (Borcunu ödemeyene, Allahü teâlâ Kıyamette, “Bunun hakkını sende bırakacağımı mı zannettin?” buyurarak, o kimsenin sevablarını alıp alacaklıya verir. Eğer borcunu vermeyenin iyi ameli yoksa, alacaklının günahlarını borçluya yükler.) [Taberani]

    (Borç, dindarlığın lekesidir.) [Kudaî]

    (Borç, gece kaygı, gündüz zillettir.) [Deylemî]

    (Borç, din ve şerefi eksiltir.) [Deylemî]

    (Gücü yeterken borcunu ödemeyene, gece gündüz günah yazılır.) [Beyhekî]

    (Borçlu, kabrinde hapistedir.) [Taberanî]

    (Borçlu, kabrinde zincirlerle bağlıdır.) [Deylemî]

    (Müminin ruhu, borcu ödeninceye kadar bağlıdır.) [Tirmizî]

    (Borçlanarak korku içine girmeyin!) [Beyhekî]

    (Ölülerinizin borçlarını ödemede acele ediniz!) [İbni Mace]

    (En iyiniz, borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir.) [Nesaî]

    (Ödeme imkânı olanın, borcunu vermeyip, alacaklısını oyalaması zulümdür.) [Buhari] (Borcu ödememek zulüm, ödemeyen de zâlimdir.)

    (Ödeme imkânı varken, borcunu ödemeden ölmek, en büyük günahtır.) [Ebu Davud]

    Âcil verilmesi gereken borcu ödemeden, sadaka vermemeli. Çünkü hadis-i şerifte, (Borcu varken verilen sadaka kabul olmaz) buyuruldu. (Buhari)

    Taksitli borçlar, bundan müstesnadır. Taksitlerin ödeme günü geldikten sonra mazeretsiz ödenmezse, o zaman bu hükme girer.


    Kutb-i irşad ve kutb-i medar
    Sual: Kutb-i irşad ve kutb-i medar kime denir?
    CEVAP
    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

    Kutb-i ebdal [kutb-i medar], âlemde, dünyada her şeyin var olmasına ve varlıkta durabilmesi için feyz gelmesine vasıta olan zattır. Her şeyin yaratılması, rızıkların gönderilmesi, dertlerin, belaların giderilmesi, hastaların iyi olması, bedenlerin afiyette olması, kutb-i ebdalin feyzleriyle olur.

    Kutb-i irşad ise, âlemin irşadı ve hidayeti için, feyzlerin gelmesine vasıta olur. İman etmek, hidayete kavuşmak, ibadet yapabilmek, günahlara tevbe etmek, kutb-i irşadın feyzleriyle olur. Kutb-i irşadla, bütün insanlara iman ve hidayet gelmektedir. Kalbi bozuk olanlara gelen feyzler, dalalet, kötülük hâline döner. Şeker hastasına verilen tatlıların, onun kanında zehir hâline dönmesine benzer. Yahut safrası bozuk olana, tatlının acı gelmesine benzer.

    Her zaman, kutb-i ebdal bulunur, çünkü âlem, onunla nizam bulur. Bunlardan biri ölünce, bunun yerine başkası tayin edilir. Kutb-i irşad ise, çok az bulunur. Asırlar sonra, böyle bir cevher gelir. Kararmış olan âlem, onun gelmesiyle aydınlanır. Onun irşadının nurları, bütün dünyaya yayılır. Yerden Arş’a kadar, herkese rüşd, hidayet, iman ve marifet, onun yoluyla gelir. Herkes, ondan feyz alır. Arada o olmadan, kimse bu nimete kavuşamaz. O büyük zatı tanıyan ve seven bir kimse, onu düşünürse yahut o, bir kimseyi sever, onun yükselmesini isterse, o kimsenin kalbinde, sanki bir pencere açılır. Sevgisi ve ihlâsına göre, o deryadan kalbi feyz alır.

    Bunun gibi, bir kimse, Allahü teâlâyı zikrederse ve bu zatı hiç düşünmezse, mesela onu tanımazsa, yine ondan feyz alır, fakat birinci feyz daha fazla olur. Bir kimse, o büyük zatı inkâr eder, beğenmezse yahut o büyük zat, bu kimseye incinmişse, bu kimse Allahü teâlâyı zikretse de, rüşd ve hidayete kavuşamaz. Ona inanmaması veya onu incitmiş olması, feyz yolunu kapatır. O zat bu kimsenin zararını istemese de, hidayete kavuşamaz. Rüşd ve hidayet, var görünürse de yoktur. Faydası çok azdır. O zata inanan ve sevenler, onu düşünmeseler de ve Allahü teâlâyı zikretmeseler de, yalnız sevdikleri için rüşd ve hidayet nuruna kavuşurlar. (1/260)

    Kutb-i irşad denilen Ehl-i sünnet âlimi, her zaman ve her yerde bulunmaz. Her köşedeki cahil tarikatçıları, şeyh sanmamalı, tuzaklarına düşerek sonsuz saadetten mahrum kalmamalıdır.

    Devamı için tıklayınız
  • Namazda öksürmek

    Sual: Namaza durunca, önümden çocuk geçiyor. Ona mani olmak için, öksürmek yani öksürür gibi yapmak namazı bozar mı?
    CEVAP
    Evet, bozar. Çocuğun önümüzden geçmesi namaza zarar vermez. Büyük insan da geçse yine namaz bozulmuş olmaz. Günahı, geçene olur. Çocuğa zaten günah olmaz.

    Namazda olduğunu bildirmek için öksürmek namazı bozar. (Halebi)

    Boğazından, özürsüz, öksürür gibi ses çıkarmak namazı bozar. Kendiliğinden olursa bozmaz. (S. Ebediyye)

    Çocuğa mani olmak için veya namazda olduğunu bildirmek için yahut birisi, (Orada mısın?) dediği zaman, orada olduğunu haber vermek için, öksürmek namazı bozar.

    Ödünç verirken
    Sual: Ödünç veren kimse, borçlusunun yemeğini yese veya ondan hediye alsa (Menfaat getiren her borç faizdir) hadisine göre faiz olur mu?
    CEVAP
    Şâfiî’de, anlaşma yapıp menfaat sağlamak şartıyla borç verirse faiz olur, şartsız olursa faiz olmaz. Mesela borç verenin, alacağı olandan herhangi bir hediye kabul etmesi, yemeğini yemesi veya herhangi bir şekilde kendine borcu olanın malından, parasından faydalanması, âdet böyle ise, caizdir. Hanefî’de ve Mâlikî’de ise, ödünç verenin, borçlusunun malından faydalanması haramdır. (Mizan-ül kübra)

    Allah her dili bilir
    Sual: Mezhepsiz bir hoca, (Allah sadece Arapçayı değil, her dili bilir. Namazda herkes kendi diline göre okumalıdır) diyor. Namazda Arapça okumak şart değil midir?
    CEVAP
    Elbette şarttır. Allah her dili bildiği hâlde, namazda aslını okumayı emretmiştir. Allah bize hangi dille okumamızı emretmişse o dille okumak gerekir.

    Arapçadan başka dille kılınan namaz sahih olmaz. (İbni Âbidin)

    Namaz kılarken başka dille dua okumak haramdır. (Dürr-ül-muhtar)

    Ödünç ve âriyet
    Sual: S. Ebediyye’de, (Ev, dükkân, hayvan gibi kıyemi olan, yani misli [aynısı] bulunmayan şeyleri ödünç vermek fasiddir, kullanmak haram olur) deniyor. Bunları âriyet olarak vermek gerekiyormuş. Ödünçle âriyet arasında ne fark vardır?
    CEVAP
    Ödünç, çarşıda misli, yani benzeri bulunan her şeyi, belirsiz bir zaman sonra, zaman tayin etmeden, misli geri verilmek üzere alınan para veya maldır. Buna (Karz-ı hasen) de denir. Bugün verip yarın istenebilir. Mesela ekmek, yağ, pirinç, tuz gibi şeyleri alan, yerine aynı miktarını verir.

    Âriyet ise, bir malın menfaatini, kullanılmasını bedelsiz olarak vermek demektir. Mesela birinin evinde, bir ay ücretsiz oturulabilir, her şeyi kullanma yetkisi verilmişse, her şeyini kullanabilir. Atını, arabasını alır, bir hafta veya anlaşması ne kadarsa, o kadar gün kullanabilir. Birinin gelinliği âriyet olarak alınıp kullanılabilir. Fabrikasyon gelinlik ödünç de alınıp verilebilir. Eğer alınan gelinlik, kıyemi bir mal yani benzeri çarşıda bulunmayan özel bir şey ise, ödünç alanın bunun kıymetini ödemesi lazımdır.

    (Şu yerlerde, şu zamana kadar, şu şekilde kullanabilirsin) diye âriyet vermek de caizdir.

    Bir evi, dükkânı âriyet olarak alan, kiraya ve rehine veremez. Sahibi isteyince veya sözleşmedeki müddeti bitince, âriyet alınan şeyin geri verilmesi lâzım olur.

    Âriyet, kullanılmak üzere alınan mal, işi bitince sahibine verilir. Ödünç alınan mal ise, harcanır, tüketilir. Yerine aynı cins maldan verilir.

    Devamı için tıklayınız
  • Cevabı belli sorular

    Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

    Allahü teâlâ, bizi her an görüyor. Patrondan çekinip de, Allahü teâlâdan korkmamak olur mu? Her şeyin yaratanı ve hakiki sahibi Allahü teâlâdır. Ölüm var, bu mutlaktır. Bugün olmasa da, bir gün, bize de sıra gelecektir. Dünyada imtihandayız, hem de öyle bir imtihan ki, soruları ve cevapları bellidir, açıkça her şey ortadadır. Kör göremezse, güneşin suçu ne? Allahü teâlâ, bizi Müslüman olarak yarattı, bir vazife verdi. Dünya ve ahiret saadetimiz için kurallar koydu. Nasıl ki, çalıştığımız yerin, yaşadığımız ülkenin kurallarına uymak gerekiyorsa, Müslüman olarak, dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek zorundayız.

    Allahü teâlâ, kullarına hesap sorabilir, fakat kulların Allahü teâlâya hesap sormaya hakkı yoktur. İnsan, başına gelen kötü şeylerden dolayı sıkılır, bu belanın başından gitmesini ister. Bilmez ki, o şer gibi görünen şey onun için hayırlıdır. Bunun gibi, hayır olarak görünen şeyler de sonunda şerre dönüşebilir. Kulların bilmediklerini Allahü teâlâ bilir. Onun için neticesinin hayır mı, şer mi olduğunu bilmediğimiz bir iş için, (Bu, niye böyle oldu?) diye şikâyet etmemiz yanlış olur.

    Duanın kabul olmasında şartlar vardır, ama dua, en çabuk hastalık hâlindeyken kabul olur. Allahü teâlâ, bazı kullarına hastalık verir, (Yalvarsın da, onu affedeyim) diye. Hastalığın nimet mi, musibet mi olduğu sonra belli olur.

    İnsanlar üç kısımdır:

    1- İşi, gücü hep dünya olanlar, âhireti unutup dünya peşinde koşanlar. Böyle kimse âhiretini kaybettiği gibi, dünyası da onun burnundan gelir.

    2- Gayesi hep Allahü teâlânın rızası olanlar. Böyle insanın, dünyası da âhiret olur. O dünyadan kaçarken, dünya onu kovalar.

    3- Tek maksadı dünyadır, Müslümanların gözüne girmek için de, ara sıra camide görünen münafıklardır. Bunlar insanların en kötüsüdür.

    (Hep, malım, malım) deriz, ama ya malımız bizi bırakır, ya da biz malı bırakırız. Böyle bir mal, nasıl bizim olur?

    Bir zamanlar bir zengin ölür. Geriye bir köşkle iki oğlu kalır. Köşkü paylaşmada anlaşamazlar. Duvardan şöyle bir ses gelir:

    (Benim için birbirinize düşman olmayın! Ben bir hükümdardım. Çok yaşadım. Mezarda 130 yıl kaldım. Sonra, toprağımla çanak çömlek yaptılar. Kırk yıl evlerde kullandılar. Kırıldım, sokağa atıldım. Sonra, benimle kerpiç yaptılar. Bu duvarın inşasında kullandılar. Birbirinizle dövüşmeyin! Siz de benim gibi olacaksınız.)

    Devamı için tıklayınız
  • Kilisede Resulullah'ı anmak

    Sual: Kilisede (Resulullah’ı anma programı) düzenlemek uygun mudur?
    CEVAP
    İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Kilisede namaz kılınmaz ve Kur’an okunmaz, çünkü kilisede şeytanlar toplanır. Kilise putlardan temizlenirse namaz kılmak mekruh olmaz. (Redd-ül-muhtar)

    Eğer Hristiyanlar böyle bir şeye izin veriyor, hattâ destekliyorlarsa, burada bir art niyet var demektir, çünkü Hristiyanlığı kabul etmedikçe sadece kiliseye gitmek onları hoşnut etmez. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

    (Sen, onların dinine uymadıkça, Hristiyanlar ve Yahudiler senden asla hoşnut olmazlar.) [Bekara 120]

    Âyet-i kerimenin yanlış olması mümkün olmadığına göre, Hristiyanların bir çıkarı olmasa buna izin vermezler.

    Namazda niyet değiştirmek
    Sual: 10 gün kalmak niyetiyle İstanbul’dan Ankara’ya gittim. Seferi olarak öğlenin farzını kılmaya başlamıştım. İlk rekâttayken, 20 gün kalmaya karar verdim. O namazı mukim olarak dört rekât kıldım. Namazım mekruh oldu mu?
    CEVAP
    Mekruh olmadı, çünkü o andan itibaren artık mukim oldunuz. İki rekât kılsaydınız namaz sahih olmazdı.

    Namazda karar vermek
    Sual: 20 günden fazla kalmak niyetiyle İstanbul’dan Ankara’ya gittim. Mukim olarak öğlenin farzını kılmaya başlamıştım. Birinci rekâttayken, arkadaşım geldi, (Âcilen İstanbul’a geri dönüyoruz, namazdan sonra, hareket ediyoruz) dedi. O namazı seferi olarak iki rekât kıldım. Namazım sahih oldu mu?
    CEVAP
    Evet, sahih oldu, çünkü o anda seferi olduğunuz anlaşıldı. 15 gün kalıp mukim olsaydınız, Ankara’dan çıkmadan seferi olamazdınız.

    Seferi iken mukim olmak
    Sual: Ankara’dan gelirken, Fatih’te, üç gün kalıp tekrar Ankara’ya dönmek üzere niyet ettim. Öğleyi ve ikindiyi seferi olarak kıldım. Fatih’te nikâhım kıyıldı. Gece de zifafa girdim. Yatsıyı seferi kılarken, zifafa girince vatan-i aslimin değiştiğini hatırladım. Namazımı mukim olarak dört rekât kıldım. Bir mahzuru oldu mu?
    CEVAP
    Fatih, artık vatan-i asliniz olduğu için mukim kılmanız doğru oldu. Yeni bir vatan-ı asli edinene kadar, Fatih’te hep mukim olursunuz.

     

    Devamı için tıklayınız

Dini Kitaplar

Sponsor Reklam

Tüm ucuz laptop fırsatları için tıklayın !

Yayınlanan son yazılarımız

Blogger Widgets Recent Posts Widget for Blogger

Bedava Sesli Kitaplar

Son yayınlanan yazılar

SİLSİLE BÜYÜKLERİ

DİNİ KİTAPLAR


Yaşam ve İnsanlar Din
Related Posts with Thumbnails